Etiket: Mesnevi-i Muradiyye

• Cuma, Temmuz 21st, 2017

C- Perde sayısına deliller

 

MÛSIKÎMİZ 1 SEKİZLİSİNDE 24 PERDE OLDUĞUNUN  DELİLLERİ:

                                           DELİL: 1

 

                         Perdee yigirmi dörd ü makaam on ikii olaa

                         Birlik nidâsın itse Dügâh içre vây-ı ney

                                                                   Muînî (M.1436)

                          Vezin: Mef’ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün

 

           Eylül 1996 târih, 454 sayılı “Musiki Mecmuası”nda çıkan bir yazımdan alıntılar: [DİPNOT: bu mecmuada çıkan “M.Konyalı” ve “Abdullah Üçok” imzalı yazılar da bana âittir.]

 

   1436’DA YAZILMIŞ MESNEVÎ-İ MURÂDİYYE’DE  24  PERDE

 

   ( … )  ( … )

   50 yıldan bu yana, arûz vezniyle yazılmış kitapları-dîvânları, rastladıkça alır, okurum. 1983’de aldığım, Muînî’nin çevirisinden                                                   

Dr.(şimdi Prof.Dr.) Kemal YAVUZ’un hazırladığı Mesnevî-i Murâdiyye’yi büyük bir dikkatle incelemiştim. [yazıdan DİPNOT:                                                  

“Mesnevî-i Murâdiyye”, Muînî’nin çevirisinden hazırlayan: Dr.Kemal YAVUZ, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 1000 Temel Eser Dizisi:91  Ankara 1982, xxııı+292 sayfa]  Bu eserin xxııı sayfalık Önsözünden, konumuzla ilgili cümleler aktarıyorum:

         [ II.Sultan Murâd adına te’lîf edilen Mesnevî-i Murâdiyye Muîniddîn bin Mustafâ’nın xv.yy.ın ikinci çeyreğinde Mesnevî’nin birinci cildini tercüme ve şerh ederek ortaya koyduğu bir eserdir. Muînî’nin Mesnevî-i Murâdiyye’si 14.404 beyittir. Türk edebiyâtında Mesnevî’nin tercüme ve şerhleri Sultan Veled’den sonra başlamıştır denilebilirse de, tesbît ettiğimize göre, bunların ilki H.839/M.1436 tarihinde yazılan Mesnevî-i Murâdiyye’dir. Mesnevî-i Murâdiyye’nin şimdilik bilinen iki nüshası vardır. Bunlar Bursa ve Cambridge nüshalarıdır.  (DİPNOT: Bursa İl Halk Ktph. Eski Eserler Kısmı, Ulucami Bl nu:1664-1665 Cambridge Ün. Ktph. nu:1000) .. Muînî, 233 beyitlik tamamen kendisine ait olan bir kısımdan sonra asıl Mesnevî’nin beyitlerini tercüme ve şerh etmeye başlamıştır. İki cild olan eserin birinci cildinde; 1.Padişah, Cariye ve Zerger’in hallerini anlatan hikâye, 2.Bakkal ve Papağan hikâyesi ( … ) olmak üzere dört asıl hikâye bulunmaktadır.   ..eserin birinci cildindeki bu gazellerin sayısı 56 tanedir. Eserin ikinci cildinde ise;  1.Rum elçisinin Hz.Ömer’i ziyareti,           2.Hindistan’a giden bir tacirin papağanından o yerin papağanlarına selâm götürmesi. 3.Hazret-i Ömer ile çalgıcının hikâyesi 4.Yoksul bir bedevînin… ( …….. )]

    Sayın Prof.Dr.Kemal YAVUZ’un Mesnevî-i Murâdiyye’si son  3 cildini yıllarca soruşturup elde edemeyince,   “-Belki neşrolunmuşlardır da farkına varamamışımdır” diye düşünerek Temmuz 1996’da Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne gidip araştırdığımda beklediğim 4 cildin yayımlanmadığını: buna karşılık,200386 894.35-1 nu.da:”Muînî’ninMesnevî-i Murâdiyye’si

Cilt:2(Metin)TEKSİR” olduğunu görüp hemen inceledim: XXII + 542 sayfa A-4 boyutlarında TEKSİR’in iç kapağında bunlar yazılı: İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ/TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ -Doktora tezi- / Tezi yöneten: Prof.Dr.Faruk K. TİMURTAŞ       Kemal YAVUZ  İstanbul 1976   Her sayfada  -ara başlıklar, dipnotlar dolayısıyle- 12 veya 13 beyit mevcut.. Giriş mâhiyetindeki XXII’de 233 beyit var(Bu bölüm, 216 ilâ 230. beyitler hâriç, 1982 neşrinin  1-18.  sayfalarında aynen mevcûd)  Bu 216-230.  15 beyit, “ney” redifli bir gazel.. “Muînî’nin Ney Gazeli” diye anmak mümkün.. Daha önceki mesnevî bölümü Fâilâtün fâilâtün fâilün  vezninde, Ney Gazeli ise  Mef’ûlü fâilâtü mefâîlü fâilün  vezninde..   Gazelin müzikoloji yönünden önemli

beyitleri şunlar :

226

Bir perdedee ider nice tasnîf-i kavl-i Rast                                      

Nevrûzı Isfahanda çağıırur hevâ-yı ney                                         

227

PERDEE YİGİRMİ DÖRD Ü MAKAAM ON İKİ OLMAYA

Birlik nidâsın itse Dügâh içre vây-ı ney

                                      

       DİPNOT: İlk mısra’ sonundaki “olmaya” kelimesi vezne uymamaktadır, “ola” olabilir; Bursa nüshasından araştırmak gerek..

( ….. ) Sayın (Prof.)Dr.Kemal YAVUZ’dan nakledilen bilgiler ışığında, Mesnevî-i Murâdiyye’de “Hazret-i Ömer ile

Çalgıcının Hikâyesi”ni bulup, Hz.Mevlânâ’nın -yukarıda da yazılı- mâlûm beyitine Muînî’nin getirdiği yorumu görüp yayınlamak, gençlerimize düşen bir görevdir. ( ……. )  ( ……. )

 

                                                 DELİL : 2

 

Lâtîfî Tezkiresi’nden :

 

[[ Şemsî Hisarlı

         Allah rahmet eylesin –

Bu da Kastamonu’dan, adı geçen şehrin Hisârındandır. Camide görevli na’t okuyucusu idi. Padişahımız mutluluk ve baht ile taht’a çıktıkları sırada öldü. Bu da musiki ilminin ustası ce eşsiz bestecisi idi.

Oniki makàmı oniki burca, yedi âvâzeyi yedi yıldıza, dört şùbeyi dört unsura, yirmidört perdeyi yirmidört saate bölüp hoşlanılan ve meclisleri dolduran pek çok beste yapmıştı. ]]

“Lâtîfî Tezkiresi” : Doç.Dr.Mustafa İSEN (Kültür Bakanlığı, 100 Temel Eser, 1990)

Notum: Kànùnî Sultan Süleymam 1520 yılında taht’a çıkmıştır.   Tezkire, 1546’da yazılmıştır. 

 

Dr.Fatma Adile Başer, A.Feridun Öney, Prof.Dr.Alaeddin Yavaşça, Bekir Sıtkı Sezgin, Yavuz Özüstün                           

 
 
 
 
DELİL : 3

 

                   VÂÂY  K’EZ  ÂVÂZ-I  İN  BİST Û ÇEHÂR                .

                   KÂÂRVAN  BÜGZEŞT U BÎGEH  ŞÜD  NEHÂR        .

                                                                         Hz.Mevlânâ

                                                     (Fâilâtün  fâilâtün  fâilün)

       

   Türk mûsıkîsi sisteminde, 1 sekizli içinde 24 perde olduğu özetli çalışmalar; Raûf Yektâ, Hüseyin Sâdettin(Arel), Dr.Suphi (Ezgi) merhûmlar tarafından başlatılmıştır. Akla şimdi şu sorular gelmektedir: Neden öncekikle 17 veyâ diğer bir sayıyı değil de 24’ü ele almışlardır?.. Bu sayıyı 3 mevlevî şeyhinin verdiği mûteber eserlerde bildirilmekte ise de, bu şeyhlere, me’hâz(kaynak) sorulmamış mıdır?.. Sorulmuş, öğrenilmiş fakat yazılmamışsa, en azından son 50 yıl içinde bunun üzerine neden kimse eğilmemiştir?

(Dt.Sâdık Yiğitbaş yazmışsa da, nedense, üzerinde durulmamıştır.)

.             Bu ve benzeri soruları çoğaltıp sıralamak mümkün..

            .

.              Yıl 1983.. V.Millî Türkoloji Kongresi (26/30.9.) için benden de bir tebliğ isteniyor.. prosedür şöyle: Mart ayında “tebliğin başlığı”, Haziranda “tebliğin özeti” sunuluyor ve buna göre broşürler basılıyor. Kürsüye çıkınca, oturum başkanına; 1’i nezâketen şahsına diğeri Enstitü arşivi için tebliğden 2 kopya veriliyor(fakat buna uyan pek az; çoğunluk, cebinden çıkardığı notlara bakarak, “tebliğ?” içeriğinden uzak konuşmalar yapıyorlar.)   Tartışmalı oturumu izleyenlerin sayısı 15’i geçmiyor. Ben fakîr ise, kürsüye çıkmadan önce, bütün dinleyicilere birer kopya veriyorum!..

    [ DİPNOT: Bu tebliğ dolayısıyle, o tarihte yazdığım not’dan:                                                            

((Tebliğimi daktilo etmek ve fotokopi ile teksir için 27,28 Eylül günleri Kongreye gitmedim; 28.9.1983 Çarşamba günü 40 nüsha fotokopisini yaptırdım. 29.9.1983 günü okumağa başlamadan önce istisnâsız bütün hazır bulunanlara dağıttım. (F.Değerli, C.Atasoy, H.Sanal, Em.Amiral S.Ergin ve ertesi gün O.Savaş’a v.s.).Türkiyat Enstitüsü için bir nüsha da Prof.Dr.Muharrem Ergin’e verdim.)) ]

  

1983 Mart – Eylül  aylarında, vaktimi ve nakdimi harcayarak Hz. Mevlânâ’nın, yaklaşık 25 bin beyitlik Mesnevî-i şerîf’ini tarayıp hazırladığım ve sunduğum “Hz.Mevlânâ ve Mûsıkî” başlıklı tebliğimin bölümleri şöyle:

A)Sazlar (enstrümanlar) ve teferruâtına âit, 

B)Perdelere (bir mûsıkî dizisindeki seslere) âit,

C)Makamlara âit, 

D)Usûllere âit, 

F)Bestekâr veyâ icrâkâr olarak mûsıkîşinâslara âit, 

F)Efsâne ve menkıbesiyle mûsıkîye âit,

F)Mûsıkîde dizi’ye âit. 

                    “Perdelere âit” bölümden, konumuzla ilgili cümleleri aktarıyorum: [ ( … ) Bir müzikolog değerlendirmesiyle Mesnevî-i Şerîf incelendiğinde üzerinde en çok durulması gereken beyit, MÛSIKÎMİZDE 24 SES OLDUĞUNU BİLDİREN BEYİT’dir. Hazret-i Mevlânâ bu beyitte “perde” değil de “âvâz” terimini kullanmıştır. Bu “âvâz” kelimesi bâzan yalın olarak, bâzan mûsıkî yönünden üzerinde durulmayacak terkipler içinde ve pek çok yerde geçmektedir.  Fakat, “âvâzeş be fen”, “hem-âvâz-u hem-perde” terkipleri ise dikkat çekicidir.                                                                                                     

 

                                  VÂÂY  K’EZ  ÂVÂZ-I  İN  BİST Û ÇEHÂR

                                  KÂÂRVAN  BUGZEŞT U BÎ-GEH  ŞUD  NEHÂR

 

“YAZIK Kİ  24  PERDENİN SESİYLE UĞRAŞIRKEN ÖMÜR KERVÂNI GÖÇTÜ,  ECEL GÜNÜ AKŞAMA YAKLAŞTI ! ”                                                            

 

       Merhûm Tâhir’ul-Mevlevî’nin yukarıdaki tercemesinde yer alan ve metin fazlası olan “sesini” kelimesini çıkarıp, “perde” yerine de “âvâz”ı yerleştirirsek: 

 

     “YAZIK Kİ  24  ÂVÂZ İLE UĞRAŞIRKEN ÖMÜR KERVÂNI                                                               

GÖÇTÜ.”   cümlesini elde ederiz  ve  ” 24 ÂVÂZ ”  deyiminin “mûsıkî”nin mürâdifi,karşılığı,timsâli,sembolü olarak kullanıldığı netîcesine varırız.  ( ….. )    ( ….. )    ( ….. )

       Hz.Mevlânâ’nın yukarıda kaydettiğim müzikoloji yönünden pek mühim beyiti; Tâhir’ul Mevlevî’nin Şerh-i Mesnevî’si 1966 baskı tarihli 4.cü cildinde 2196 numaralı ve Mesnevî Dersleri’nde 2186; Abdülkàdir Gölpınarlı’nın Mesnevî Tercemesi ve Şerhi I-II Cilt (1981) Sahîfe 222’de 2203 numaralı beyittir.      Âbidîn Paşa’nın 1324(1908) baskı târihli şerhinde 4.cü cilt 69.cu sahîfesindedir.  Merhûm Sâdık Yiğitbaş’ın 1972 baskı târihli “Mûsıkî ile Tedâvî” isimli eserine Mesnevî Dersleri’nden naklen aldığı “.ihtiyâr çengî.” kıssası (sahîfe 57-64) içinde de mevcuttur. ((Dt.Sâdık Yiğitbaş, kıssayı naklettikten sonra şu değerlendirmeyi eklemiştir:”Mevlânâ burada Mûsıkî hakkında ileri geri söylenenlere birçok şeyler öğretmekte ve Türk Mûsıkîsinin nazariyâtına da dokunarak Hızır bin Abdullah’ın sözlerini te’yîden Mûsıkîmizde perde adedinin  24  olduğunu açıklamış bulunmaktadır.    – ……… – )) ]                                                                                                                                           

Bu Tebliğ’im; Kongre’de sunulduktan 5 yıl, Musiki Mecmuası’nda neşriden 1 yıl sonra yayınlanan BİR KİTABın 147.nci sahîfesinde tenkîde mârûz kaldı:  [ Yakın zamanlarda, Arel’in tâkibcilerinden Dr. Cahit Öney, Hz.Mevlâna’nın Mesnevi’sinin bir beyitinde geçen “yirmi dört” sayısını, yeni bir tarihî delil olarak ileri sürmüştür (DİPNOT 78: C.Öney, Bildiri metni, Türkoloji Kongresi, İstanbul, Eylül 1983). Sayın Öney’in bahsettiği beyitte geçen “bist ü cehar” (yirmi dört) herbiri, günün bir saatine (beyitteki ma’nâsıyle ömrün bir zamânına) karşılık sayılan  24  terkîb için kullanılmıştır, (DİPNOT 79:      51. nottaki eser) sekizlide var olduğu sanılan perdeler için sarfedilmemiştir. Mûsıkîyi yakınen bilen Hz.Mevlânâ’nın böyle bir hata yapması mümkün değildir. Klâsik sınıflandırmayı bilmediği ve mes’eleye Arel gözlüğüyle baktığı anlaşılan Cahit Öney yanılmaktadır. ]

 

  Öncelikle Hz.Mevlânâ’nın beyitini şerh edeyim ve sonra da sayın araştırmacı hocamızın yazdıklarını cevaplandırayım:

 

       Hz.MEVLÂNÂ’NIN  SÖZ KONUSU  BEYİTİNİN  ŞERHİ :

      Hz.Mevlânâ’nın söz konusu beyiti, aşağıdaki plana(sistematiğe) göre şerh edilecektir :

   

       A)  Söz konusu beyitin içinde bulunduğu kıssanın özeti..

    B)  Söz konusu beyitte geçen deyimler/terimler..

       C)  Söz konusu beyitin, mûsıkî yönünden özeti.. 

    D)  Söz konusu beyitin, “edebî san’atlar” yönünden tedkîki.

    E)  Kitapdaki tenkîdin her kelimesine cevap,

 

    A)  Söz konusu beyitin içinde bulunduğu kıssanın özeti..   

          Söz konusu beyitin yorumunda,  içinde bılınduğu kıssanın önemi vardır ve bu, ileride görülecektir. 

      “Özeti; tasarladığı sonuca varabilmek için keyfince yapmış olabalir!” dedirtmemek için, kendim birşey söylemeyecek ve bu kıssasından nakledeceğim beyitleriyle Hz.Mevlânâ’yı konuştu- racağım.. (Farsça beyitlerin Türkçeye çevirileri Tâhir’ûl Mevle- vî’ye âittir.)

KISSANIN BAŞLIĞI:

        EMÎRÜLMÜ’MİNÎN HAZRET-İ ÖMER RADİYALLAHÜ- ANH’İN ZAMANINDA BİR İHTİYAR ÇENGİNİN NASİBSİZ KALDIĞI BİR GÜNDE MEZARLIĞA GİDİP ORADA ALLAH İÇİN ÇENG ÇALMASI HİKAYESİ

 

                                         1909

                    Ân şenîdestî ki der-ahd-î Ömer,

                    Bûd çengî muTrıbî bâ-kerr u fer.

     “Onu işittin mi? Hazret-i Ömer devrinde çeng çalan bir mutrip vardı ki, evvelce şöhret ve o nisbette azamet sahibi idi.” 

     

                                         2080

                     Çun-ki muTrib pîr-ter geşt û Za’îf,  

                     Şüd zi-bî-kesbî rehîn-î yek rağif.

     “O mutrip çok ihtiyarlayıp da zaif düşünce kazanamadığından bir ekmeğe müftekir oldu.” 

 

                                         2081

                      Gôft omr û mühletem dâdî besî,

                      LuTfhâ kerdî Hudâyâ bâ-Hasî.

     “İlâhî, bana uzun bir ömür ve o kadar zaman mühlet verdin. Benim gibi çer-çöp mesâbesinde bulunan bir mahlûka azîm lutuflar ettin.”

 

                                        2082 

                      Ma’Sıyet verzîdeem heftâd sâl, 

                      Bâz ne-griftî zi-men rûzî nevâl.

    “Yetmiş yıldır günah içinde yuvarlandığım hâlde bir gün rızkımı kesmedin.”

 

                                        2083

                      Nîst kesb imrûz mihmân-î tuem,

                      Çêng behr-î tû zenem k’ân-î tuem.

    “Bugün kazanamadığım için sana misâfirim. Senin mihmânın, senin kulun olduğum için sana çeng çalacağım.”

 

                                        2084  

                      Çengrâ ber-dâşt şüd Allâh-cûy,  

                      Sûy-i gûristân-i yesrib âh-gûy.

    “Çengi omuzladı. Âh diyerek ve Allaha ilticâ ederek Medîne kabristanına gitti.”                                             

 

                                        2164

                       Bâng âmed mer Umerrâ k’ey Umer,

                       Bende-î mârâ zi-hâcet bâz-Her.

    “Hazret-i Ömere rü’yâsında bir nidâ geldi ki:  Ey Ömer, bizim kulumuzu ihtiyaçtan kurtar.”

 

                                        2181

                       Pes Umer gofteş me-ters ez-men me-rem,

                       K’et beşârethâ zi-haK âverdeem.

    “Hazret-i Ömer ona dedi ki benden korkup ürkme ki sana Allah tarafından müjdeler getirdim.”

 

                                        2188

                       Çun besî bi-grîst v’ez-had rêft derd,

                       Çêngrâ ged ber-zemîn û Hôrd kerd.

    “Bir çok ağladı, derd ve elemi haddini geçti. Nihâyet çengi yere vurup parça parça etti.”

NOTUM: 2.nci mısra’daki “ged”, eski harflerle verilmiş  metinde “zed” olarak kayıtlı..

 

                                        2193

                        Harc kerdem umr-i Hodrâ dem-be-dem,

                        Der-demîdem cümlerâ  der-zîr-ü-bem.

    “İşte o kıymetli ömrümü boşa geçirdim. Nefeslerimin hepsini de (tiz ve pes) sesler yolunda üfürdüm.” 

 

                                        2195

                        Vây k’ez tîzî-i zîr-efkend-i Hurd,       

                        Hâşg şüd kişt-î dil-î men dil bi-murd.

    “Vah yazık ki (zîrefgend-i hurd) makamının tizliğinden, yâni onu düşünüp onunla meşgul olmaktan kalbimin mazrû’âtı, yâni orada bulunması lâzım gelen ma’nevî zevkler kurudu, hattâ gönlüm öldü.”                                                                                                                                  

 

                                       2196

                        Vây k’ez âvâz-i in bist û çehâr,

                        Kârvân bü-gzeşt u bî-geh şüd nehâr.

    “Yazık ki yirmi dört perdenin sesiyle uğraşırken ömür kervânı göçtü, ecel günü akşama yaklaştı.”

 

                                       2211

                        Çün-ki FârûK âyinê esrâr şüd,

                        Cân-i pîr ez-enderûn bîdâr şüd.

    “Fârûk-ı A’zam, esrâr-ı Hüdâya ayna olunca ihtiyârın rûhu derûnundan uyandı.”

                                                                                                                           

NOTUM: Hz.Mevlânâ’nın bu kıssası, tasvavvûfî mesajları yönünden değil; verdiği, o devirdeki mûsıkî bilgilerini ortaya çıkaracak 13 beyiti ile özetlenmiştir ve E) maddesinde değer- lendirilecektir!.

 

    B)  Söz konusu beyitte geçen deyimler/terimler..

 

          Aralık 1987 tarih, 419 Nu. Musiki Mecmuası’nın 13-22.                                          

sayfalarında yer alan, “HAZRET-İ MEVLÂNÂ VE MUSİKİ”

başlıklı tebliğimden alıntı aşağıdadır:

    [ B) Perdelere (bir mûsıkî dizisindeki seslere) âit, Mesnevî-i

Şerîf’de kayıtlı terimler, bilgiler, görüşler:

    Mesnevî-i Şerîf’de ve o zamanki hemen her eserde aynı bir kelime hem perde hem ses hem makam yerine kullanılmış veyâ şerh olunmuştur. Misâl olarak, Mesnevî-i Şerîf’de geçen Perde-i Iràk tâbîrini Tâhir’ul-Mevlevî: “Irak perdesi”, Âbidin Paşa ise “Iràk Makàmı” diye terceme ve şerh etmişlerdir. Bu kelimeler:                                                        

“Savt”, “Nevâ”, “Âvâz”, “Bang”, “Perde”, “Nağme”dir.

Mesnevî-i Şerîf’de sesler (geniş mânâsıyle -sesler- diyelim) ince: “zîr” veyâ kalın: “bûm, bâm” olurlar ve “bang”, “âvâz”  bu sıfatlarla terkîbe girer: “âvâz-ı zîr-u bâm”, “bang-i zirrâ gibi.. Bir müzikolog değerlerdirmesiyle Mesnevî-i Şerîf incelendiğinde üzerinde en çok durulması gereken beyit, MUSIKÎMİZDE  24 SES OLDUĞUNU BİLDİREN BEYİT’dir. Hazret-i Mevlânâ bu beyitte “perde” değil de “âvâz” terimini kullanmıştır. Bu “âvâz” kelimesi bâzan yalın olarak, bâzan mûsıkî yönünden üzerinde durulmayacak terkipler içinde ve pek çok yerde geçmektedir.

Fakat, “âvâzeş be-fen”, “”hem-âvâz-u hem-perde” terkipleri ise dikkat çekicidir.   ( ….. ) ]  “Âvâz-ı zîr ü bâm”, “ince ve kalın= tîz ve pest âvâz” tamlamasından “âvâz”ın “SES” demek olduğu açıkca bellidir. Günümüzde de söylenen  “avazı çıktığı kadar” deyimindeki “avaz”, Farsca “âvâz”ın Türkçeleşmiş şeklidir ve  “SES” demektir. 

     Bedr-i Dilşâd ise, “Murâd-nâme”sinde, “Perde veyâ Âvâz”  yerine “EV” terimini kullanmış, karışıklığı gidermiştir. [DİPNOT:                                   

“BEDR-İ DİLŞAD’IN MURÂD-NÂMESİ” Yrd.Doç.Dr.Âdem Ceyhan; Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları 2949, Eğitim Dizisi 12, İstanbul 1997. (Cilt 2’de:) Sahîfa 732(Beyit 6215), s.735(B.6240), s.736(B.6247), s.741(B.6291)’de EV deyimi kullanılmıştır. (Konu dışı not: s.742/743(B.6311/6312)’de “Hz.Muhammed Aleyhisselâm’ ın, gece yarısından sonra Kur’ân-ı kerîmi ZENGÜL MAKÀMInda okuduğunun rivâyet edildiği” bildirilmektedir.]

                                                                            

 [[ Konu dışı :    TAŞ PLAĞI OLANLARA NOT:  Neyzen Tevfik merhûmun. yeşil göbekli bir taş plakta tesbît edilmiş “Bestenigâr Taksîmi”ni 78 devir yerine bir de 45 devirli olarak çalıp dinleyiniz!!.. ]]

 

       C) Söz konusu beyitin özeti:

“Ömrümü, 24 âvâz ile uğraşarak harcadım”dır.

 

        D) Söz konusu beyitin “edebî san’atlar” yönünden tedkîki:          

      Hz.Mevlânâ’nın “24 Âvâz” deyimi geçen beyitinin şerhi için, Edebî San’atlar’ı ve özellikle “Mecâz-ı Mürsel”i bilmek ve benim de bunu anlatmam gerekmektedir: “Camdan dışarıya baktı (veyâ) seslendi” dendiğinde; ‘pencere’ kasdedilmektedir.    Cüz'(parça) zikr- edilmiş, Küll(bütün) murâd olunmuştur.         Bunun tersi(mukàbili) de mümkündür: Küll(bütün) zikredilir(söylenir), cüz’ kasdolunur: “Kapı çalınıyor!” dendiğinde kapının zili veyâ tokmağı kasdolunmaktadır. Buna, Osmanlı Türkçesi’nde “Zikr-i cüz’ / İrâde-i küll” denirdi. (DİPNOT: “Osmanlıca” denmez, “Osmanlı Türkçesi” denir.)  (DİPNOT: Mürsel mecâz yalnızca “cüz’/küll” ikileminden ibâret değildir; çeşitleri vardır… (Hâl/Mahâl, Umûm/Husûs, Lâzımiyet/Melzùmiyet gibi..)     Mürsel Mecâzda geçen “cüz” deyimini “parça”, “rükn”, “unsur”, “parametr”.. kelimelerini kullanarak açıklayabiliriz.      İslâmî literatürde,  edebiyatta,  bu edebî san’at yapılırken kullanılan cüz’ler, birden fazla ve birbirinden daha şümûllü küll’leri ifâde edebilir. Örnek olarak: “Alnı secdeliler” deyimi “namaz kılanları” -özel terimiyle”musallîleri”-belirttiği gibi, daha şümûllü(kapsamlı) “bütün müslümanlar”ı da ifâde eder. Bâzı “rükn”ler ise, âdetâ yalnızca bir tek bütünü işâret eder ki  bunlara:   “rükn-i şedîd” diyenler vardır. Fazla uzatmadan belirteyim ki;   Hz.Mevlânâ:

“Ömrümü 5 âvâz” ile uğraşarak geçirdim!” deseydi Pentatonik(5 sesli) mûsikîyi; “7 âvâz”ı sebep göstereydi “ehl-i kitap dünyâsının mûsıkîsi”ni kasdetmiş olurdu. “12 âvâz”, Batı müziği; “24 âvâz”, Türk mûsıkîsi’nin “rükn-i şedîdleri(dominant parametreleri)”dir. Bunları(mürsel mecâzı) ve diğer edebî san’atları bilmeden, Eski Türk Edebiyâtı Ana Bölümü’nün en zor ve nihâî konusu olan “Metin şerhi”ne cür’et edenlerin yanılmaları kaçınılmazdır!.. 

      Hz.Mevlânâ’nın söz konusu beyitinin doğru yorumu için, Eski Türk edebiyâtı ileri bilgilerini bilmek şart mıdır?.. Elbette değil- dir. İlköğretim me’zûnu olmak bile yeterlidir :                           ,     Sözünü ettğim kitapda, konumuz  ile ilgili cümleler aynen şöyle:     [[ Yakın zamanlarda, Arel’in tâkibcilerinden Dr. Cahit Öney, Hz.Mevlâna’nın Mesnevi’sinin bir beytinde geçen “yirmi dört” sayısını, Arel sistemine yeni bir tarihî delil olarak ileri sürmüştür(78). Sayın Öney’in bahsettiği beytte geçen “bist ü cehar” (yirmi dört) herbiri, günün bir saatine (beytteki ma’nâsıyle ömrün bir zemânına karşılık sayılan yirmi dört terkîb için kullanılmıştır (79), sekizlide var olduğu sanılan perdeler için sarfedilmemiştir. ] ]            Yazıyı basit bir incelemeye alsak, şunu hemen farkediyoruz:  Hz.Mevlânâ, “24 âvâz” sıfat terkîbi(tamlaması) kullandığı hâlde,terkîbden “24” sayı-sıfatı cımbızla çekilip alınıyor ve “âvâz” cins-ismi hiç dikkate alınmıyor; sıfat terkîbi bütün olarak yorumlanmıyor.. Hz.Mevlânâ, sanki, “Ömrünü 24 âvâzla tüketti” yerine, “Ömrünü 24’le tüketti” demiş gibi?!.   Kaldı ki;  sıfat terkiblerinde asl olan “isim”dir; sıfat ise, onu tavsîf ederek, aynı “cins” içindekilerden farklılığını ortaya koyar. Örnek olarak: “Kırmızı bayrak” sıfat terkibinde asl olan, “bayrak”dır ve “kırmızı” sıfatı, onu; yeşil bayrak, mâvi bayrak, beyaz bayrak.. dan ve çok renkli bayraklardan ayırd etmektedir. “24 âvâz” da, onu; “5 âvâz” veyâ 7, 12, 17 âvâz’dan ayırd etmektedir,  Kitapda, “âvâz” cins ismi dikkate alınmayıp “mürekkep makamlar”a hükmedilince, “âvâz = mürekkep makamlar” ucûbe denklemi ortaya çıkmıyor mu?.. Evet.. Eski Türk edebiyâtında metin şerhi(çoğulu mütùn şerhi), herkesin yelteneceği bir şey aslà değildir!.

         

       E) Kitapdaki tenkîdin her kelimesine cevap:

Kitapdaki  “Arel gözlüğü..”,    “Mûsıkîyi yakınen bilen Hz.Mevlânâ’nın böyle bir hata yapması mümkün değildir.”           [DİPNOTUM: “Hz.Mevlânâ, eğer bu beyitiyle Mûsıkîmizin 24 âvâzlı/sesli/perdeli olduğunu kasdetseydi hatâ yapmış olurdu!” demek istiyor!] “klasik sınıflandırmayı bilmemek” sözlerini cevaplandırmak, benim için, ilim/ilmî tenkîd dışı “polemik”e sapmak demektir. Şunu önemle belirtmek isterim ki;   kasdım, sâdece; Millî mûsikî sistemimizde perde sayısı konusunda hâlen mevcut tereddüdlerin tamâmen ortadan kalkmasıdır ve kendimi savunmak/temize çıkartmak, diğer çalışmalarına ve şahsına saygı duyduğum bir arkadaşımıza târizde bulunmak değildir.        Bununla berâber, tamâmen aynı konuda ve aynı kitabın aynı sayfasındaki “Şeyh Mahbub Risâlesi” haksız sataşmalarından ziyâde, gene aynı derd olan “hatâlı metin şerhi”ni tashîh edeceğim. 

           Bu bölüme, bir beyitimle son veriyorum:

 

   Değiş etmiş bir avuç inciyi arpayla horoz;

   24 perdeye verdim güzelim yıllarımı!..

                  VEZİN: Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün(fa’lün)

     

     [DİPNOT:     Bu pek basit gibi görünen beyitimde;   “mürsel mecâz”a ilâveten ,  “irsâl-i mesel”,  “teşhîs”,  “mukàbele”, “istiâre”, “tevriye”.. edebî san’atları da kullanılmıştır.]

 

                                         DELİL : 4

     

                             [[ Ve bir düzen dahî vardır yirmidört perdedir.

  Bunun gibi düzene düzen-i muhâlif derler.

  Bu düzende mecmû-i makàmât ve âvâzeler ve şu’beler  bitemâmihî bulunur. Tatvîl-i kelâmdan ve riâyet-i edebden   ötürü zikrolunmadı. İşbu esrâr-ı hafiyyedendir ammâ,   ş’ol düzenler kim yukaru zikrolundu, bu düzen onlardan    ihrâc olunur. Eğer aklın yârî kılursa fehm idesin kim bu     matârih-i ezkıyâdır. Bu düzeni ifşâ itmemeklik üstâzlardan     vasıyyetdür; anın çün zikretmedik. ( … ) Varak 38b,39a ]]

                                                   SEYDÎ (H.910 – M.1504/1505)

       Seydî de 24 perdeden bahsediyor!..

Söz konusu kitapın 147nci sayfasından: [[ ( … ) tarihî bir dayanak aramaya çalışan Arel, bula bula, “Şeyh Mahbub Risâlesi(76) diye adlandırdığı kitabdaki: “… bir düzen dahî vardır yirmi dört perdedir…” cümlesini ele geçirip, onun arkasına sığınabilmiştir. Aslında, sazların perdelerinin muhtelif şekillerde düzenlenişinin anlatıldığı bölümde kullanılan bu cümlenin, sekizlinin bölünüşünü mü, yoksa çeşitli sazlarda kullanılan perdelerin sayısını mı gösterdiği açıkça belli değidir. Bir an için onu, sekizlinin bölünüşü kabûl etsek bile, bu bölünmenin eşit aralıklarla mı “gayri müsâvî” aralıklarla mı yapıldığına dair ortada en ufak bir işaret yoktur. Üstelik, cümlenin devamında, bu düzenin, “düzen-i muhâlif” yani, asıl düzene aykırı bir düzen olduğu açıkça beyân edilmişti(77).           Bu cümle, sıhhatli bir delil olarak kabul edilemez. ]]

 

       Tezyifkârâne kelime ve deyimleri ayıkladıktan sonra, tenkîde değer cümleleri ele alıp cevaplandırıyouum:

 [[ Aslında, sazların perdelerinin muhtelif şekillerde düzenlenişinin anlatıldığı  bölümde kullanılan bu cümlenin, sekizlinin bölünüşünü mü, yoksa çeşitli sazlarda kullanılan perdelerin sayısını mı göster- diği açıkça belli değildir. ]]  

 [Sazların PERDELERİNİN muhtelif şekillerde düzenlenişi” , “se-kizlinin bölünüşü” , “çeşitli sazlarda kullanılan PERDELERİN sayısı”] ta’rîfi/araştırmasının, aynı sonuca, yâni, sekizlideki perde sayısına müncer olacağı zımnen i’tirâf edildikten somra: [Bir an için onu, sekizlinin bölünüşü kabûl etsek bile, bu bölünmenin eşit a- lıklarla mı “gayrı musâvî” aralıklarla mı yapıldığına dair ortada en ufak bir işâret yoktur.] cümlesiyle;  “sekizlideki perde sayısı 24 mü, değil mi?” özetli konu saptırılarak; “perdeler arasındaki aralıkların eşit olup olmadıkları hakkında ortada en ufak bir işaret bulunmadığı” ileri sürülüyor.         [“24 perdeli/perde aralıkları eşit(çeyrek sesli)” diye mûsıkîmize yapılan ve günümüzde değeri kalmamış bir sataşma îmâ ediliyor!  Kısaca belirtelim ki; “24 sesli/çeyrek aralıklı hayâlî bir sistem”de, yarım aralıklar arasında birer perde bulunması gerektiği, mantık îcâbı iken, mûsıkîmizin mi – fa aralığında bir perde yoktur. ( bu hususta en ufak bir işâret bulunmadığı ) sözüne gelince…    Seydî, eserini inceleyeceklere, defâlarca “Eğer aklın yârî kılarsa” şartını ileri sürerek ikazda bulunuyor!..] “Düzen-i muhâlif” deyiminin yanlış yorumuna gelince…    Sayın Hocamız; bu konudaki görüşlerine şu 2 cümle ile son veriyor:                                                               [ Üstelik, cümlenin devâmında, bu düzenin “düzen-i muhâlif” yani, asıl düzene aykırı bir düzen olduğu açıkça belli edilmişti(77). Bu cümle, sıhhatli bir delil olarak kabul edilemez. ] Bu paragrafta, “muhâlif” terimi, “aykırı” sözüyle karşılanıyor. Evet.. “muhâlif” kelimesi bir ıstılahdır(terimdir) ve yorumunda, o çağın ve daha önceki yüzyılların anlayışı dikkate alınmalıdır.         (06.07.2005)

       “Muhâlif” kelimesini ve “düzen-i muhâlif” deyimini ilk defa Mart 1991 tarihli 432 numaralı Musiki Mecmuası 10 uncu sayfası 2 inci sütununda açıklamıştım.. Günümüzde: “Havanın muhalefeti” denince, havanın elverişszliği, kötülüğü akla gelir. Seydî’nin yaşadığı 16 ncı yüzyılda ve günümüzde ise İslâmî bir terimdir: Muhâlefetün li’l-havâdis

deyimi Akàid ve Kelâm kitaplarında şöyle açıklanmıştır: Buradaki muhâlefet kelimesi “eşsiz, bebzersiz..” ve havâdis ise “sonradan vâr edilenler” şeklinde açıklanmakta ve bu tenzîhî sıfata “sonradan olanlara

benzememek, eşsiz, benzersiz mânâsı verilmektedir. Muhâlefetün li’l-havâdis, Cenâb-ı Hakk’ın tenzîhî sıfatlarındandır. (Diğerleri  Kıdem, Bekà, Kıyâm bi-nefsihî, Vahdâniyet’dir.)

Muhâlif ırak, Muhâlif rast, Muhâlif uşşak makamlarını, “muhâlif” in günümüzdeki meteoroloji terimine göre anlarsak; Kusurlu ırak, hatâlı rast, Aykırı uşak makàmı diye anlamamız gerekir ve yanlış yapmış oluruz.

    

İLÂVE  (10.03.2008)

         Mùsıkîmizin icrâkârları; Karma fasıllar ses san’atkârları, erkekler faslı ses san’atkârları, kadınlar faslı ses san’atkârları; Koroların kadın ve erkek koristleri; solist kadın veya erkekler (ve fasında ser-hânende, koroda koro şefi) seslerinin karakterine, ambitüsüne göre “5 sesten icrâ edilsin! 4 sesten icrâ edilsin! 2 sesten icrâ edilsin! …” şeklinde isteklerde bulunmakta ve sâzendeler bunun zorluğunu çekmektedirler.

Hüseyin Sâdettin Arel merhùm makamları tarif ederken, her birinin, hangi perdelere göçürülmesinin imkânsız olduğunu belirtmiştir. Ses san’atkârlarının veyâ şeflerin yukarıda anlatılan taleplerini karşılayabilmek için çeşitli neyler yapılmış ve kanunlara da mandallar ilâve edilmiştir(11). Perde bağı olmayan (ud gibi) sazların icrâcıları dahî önceden bir soruşturma yapıp, ona göre akort yapmışlardır.

Misâller vereyım: Merhùm Cahit Atasoy; son yıllarından birisinde, ikàmetgâhında bizleri bir araya getirmişti. Merhùm Dr. İrfan Doğrusöz 4 sesten şarkı okuyacağını bildirdi. Merhùm Rüştü Eriç: “Ben sizin 2 sesden okuyacağını düşünerek udumu ona göre akord etmiştim; kendimi yoramam; bu sebeple refâkat edemeyeceğim” dedi.  Hâtıra bâbında olduğu için, ikinci misâli teferrùâtıyle anlatacağım:

25-30 yıl önce idi.. Fatih’de Amcazâde medresesinde Pazar günleri toplanır Âyîn-i şerîf geçer ve bundan zevk duyardık. Pek çoğumuz notist idi; kitabı açar, bahtımıza hangi Âyîn-i şerîf çıksa onu hatâsız icrâ ederdik. Çalınan Peşrev, işimizi kolaylaştırır idi.  Değerli misâfirlerimiz de olurdu. Ahmed Bîcan Kasaboğlu Dede efendi de birgün misâfirimiz olmuştu ve benim tavrımı beğenmiş, mektuplaşmak için adresini vermişti. “- Soyadımı KasaBoğlu yerine KasaPoğlu diye yazarsan zarfı, açmadan yırtarım! demişti.  Atasoy, baş misâfire hahgi âyîn-i şerîfi dinlemek istediğini sorardı. “-Siz hangisini isterseniz! cevâbı karşısında: “- Sizin nâmınıza kitabı açıyorum; ne çıkarsa onu akuyacağız! dedrdi. Birgün: Önümüzdeki Cumartesi günü Libya Konsolosluğu’na dâvetliyiz! dedi ve bana sorunca: “- Güftesi Arapça olan Sùznâk âyîn-i şerîfi okumamız münâsiptir; dedim. Fikrim uygun görüldü. Salı akşamı telefon görüşmemde başka bir âyîn-i şerîfi okuyacağımızı bildirdi. Cuma günü daha başka bir âyîn-i şerîfden bahsetti. Ertesi günü lâpa lâpa kar yağıyordu. Konsolosluğa gittik. Prof. Dr.Nevzat Yalçıntaş, Ahmet Kabaklı (merhum), Prof. Dr. Ayhan Songar orada idiler. Önce güzel bir sohbet oldu. Ahmet Kabaklı, Cenap Şahâbettin’in Elhân- şitâ’sını okudu. Atasoy; “- Muhterem Songar aynı zamanda bir ùdîdir dedkten sonra eline ùdu tutuşturdu. Songar; Neyzen Tevfik’in Nihâvend Peşrevini çaldı. Ve Atasoy “ Açın Nihavend Âyîn-i şerîfini, onu okuyacağız; âyînin peşrevi de istemez; vakitten kazanmak için Neyzen Tevfik’ininle yetineceğiz! dedi ve güçlü sesiyle âyîni okumağa başladı. Bizler de peşine takıldık. Sazlarımıza gelince.. Kudumzenimiz Fatma Âdile Başer için ve bir kısım sâzendelerimiz için mesele olmadı ise de bâzı sazlarımız sustu.

Neyzenlerimiz; çeşitli akortta neyler kullanarak bu transport/göçürme işini hâlletmişlerdir.          Bu ney çeşitlrini Merhùm Haydar Sanal(**) ; Türkiye Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi C:1 s:517-521 (İstanbul 1988) de ve târih boyu gelişimi ile AHENK maddesinde istifâdemize sunmuştur. Pek çok değerli âlim ve neyzenden misâaler vermiş ise de, ney yapımcısının  (Câfer Açın’ın) tablosu  öncelkle  dikkate alınmalıdır: [ Cafer Açın, ney ailesini ‘icrada kullanılanlar’ ve ‘sistemde bulunanlar’ şeklinde ikiye ayırmıştır. İcrada kullanılanlar on altı ney ve nısfiyeden ibarettir. (…..) ]

(*) Transport icrâda kolaylık sağlamak için ilâve edilen mandalların sayısını hasâba katarak sekizlide perde sayısına hükmetmek hatâsına düşülmemelidir.

(**) Hocaların hocası, İstanbul Belediye Konservatuarı’nın tek mezunu merhùm Hadar Sanal’dan (yüksek tahsil diploması yok diye) Profesörlük, Doçentlik, Yardımcı doçentlik ünvanları esirgenmiştir!.. O devrin en değerli müzikoloğu Yılmaz Öztuna Konservatuar öğretim kadrosuna katılmamıştır. Hiçbir mùsikîden anlamayan bir profesör de, konjonktür gereği, kurucu – öğretim üyesi – tek seçici!  olmuştur.                                                                     Hz.Mevlânâ’nın bir beyitini ifâde eden levha hakkında not: 1984 yılında Bahçelievler’de bir kliniğin röntgen mütehassısı idim. Bu klinikde Op.Dr.(K.B.B. mütehassısı) Perviz Paşaoğlu yakın arkadaşım idi. Aslen Âzerî olan arkadaşım tıb tahsîlini ve ihtisâsını Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde yapmış değerli bir münevver(aydın) olduğundan Farsça metinlerde bana yardım ederdi. Bir gün; klinikde sohbet ederken Hz.Mevlânâ’nın (24 âvâzı ifşâ eden) beyitini gösterdim. Hemen, bir kurşun kalemi çakı ile yontarak kalem-i hatt-ı arabî haline getirdi; dolmakalemim için hazır bulunan hokka içindeki yeşil mürekkebe batırıp, kendisine, acele bulup verdiğim bir pelür kâğıda, 3-5 dakîkada yukarıda gördüğünüz levhayı yazdı. Bu levhayı değerli bir hâtıra olarak saklamıştım. Çeyrek yüzyıl sonra websitemi değerlendirdi. (C.Ö.)

İlgiliMakaleler:

  • İlgili Makale bulunamadı!..