Etiket: D.Mehmet DOĞAN

• Cuma, Temmuz 21st, 2017
 
     Devlet büyüklerimizden  istirhâmım,
                                                            Dr. Cahit ÖNEY
       Cumhurbaşkanlığı Türk Müziği Korosu’nu, 2012 tarihli – 139 maddeli “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Yönetmeliği” eşdeğerinde bir yönetmelikle onurlandırmanızı saygılarımla istirham ederim. 17.10.2014
        Kısıtlayıcı (Türk Müziği Korosu) yerine, (Türk Müziği Toplulukları) ismi tercih edilmelidir. Böylece; Senfoni yönetmeliğinde olduğu gibi Ana bölümler açıklanabilecek ve Klasik Türk musikisinin vazgeçilemez sunuş şekli “Fasıl”, yerini alacaktır. Diğerlerinden örnekler: Türk sanat müziği ve Türk halk müziğinin Koroları, Halk oyunları, Tasavvuf müziği, Mehter.. sanatçıları, çalgıları, kıyafetleri, kadroları, meşk yerleri, konser salonları.. belli olacaktır.
Bir tek “Senfoni Batı müziği formu”nun 139 maddesine eşdeğerde bir Türk Müziği Toplulukları Yönetmeliği’nin yerinde ve gerekli olduğunu saygılarımla arzederim. 17.10.2014 Dr. Cahit ÖNEY
                                                                                         -:-
Olsun Genel Müdür, Televizyon ve Radyo’ya;         16.10.2014
Millet, Süleyman ERGUNER’in arkasındadır!..
   VEZNİ: Mef´ùlü fâilâtü mefâîlü fâilün
      TRT Türk’te neler oluyor?.. (2)
Yukarıdaki başlık, Serdar ARSEVEN’in, 21.02.2012 târihli akit gazetesi 9. sahîfasındaki köşe-yazısının başlığıdır. İktibasda bulunduğum cümleler aşağıdadır:
       [ Zaman zaman, Bakanlıklarda neler yaşandığını, AK Parti’yi sırtlayan insanların, Erdoğan ruhlu insanların nasıl dışlandığını ayrıntısıyla yazıyorum. (…) TRT Türk’te, Başbakan’a, Ergenekon Balyoz sürecini terörist tehditlerine aldırmaksızın yürüten hakimlere, savcılara…   Ve hatta Fethullah Gülen Hoca’ya bir yükleniş var ki, sorma gitsin!..(…) Ergenekon-Balyoz davalarına bakan hakimler, savcılar, hemde topyekun, “işbilmezlikle, acemilikle, hatta 28 Şubat’ın hıncını almaya çalışmakla” suçlanıyor. (…….) Başbakan’ın İsrail’e yüklendiği  o konuşma dünyanın bütün ciddi kanallarında var, TRT Türk’te yok!.. (…..)
Güncelleme: Türk Dil Kurumu ilk sayfasındadır.
 
MİLLΠKÜLTÜRÜMÜZÜN ÖZÜ BU WEB SİTEDEDİR
 
Neden ANKARA’da TÜRK Musiki Devlet Konservatuarı 35 yıldır kurulAmıyor?
 
TÜRKİYE’de 19 BATI müziği devlet konservatuarı ve biri mühmel 3 TÜRK musikisi devlet konservatuarı!!?
 
 
          İktidar, kavga-gürültüyle edilmiş neşgul;
       Solcular yön veriyor milletimin kültürüne!..
             VEZİN: Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün(fa’lün)
      
       Millet yabancı, aslını inkâr edenlere;
       “Çağdaş” değil de SOYLU olan kültür_isteriz!..
                      VEZİN: Mef,ùlü fâilâtü mefâîlü fâilün
       
       “MİLLETİN KÜLTÜRÜ?..” taklid sanıyorlar Batı’yı..
       Yerleşir aslını inkâr ile “çağdaş” kültür!..
                      VEZİN: Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün(fa’lün)
      
        Kahretmede idhâl malı kültür bizi, usta!..
       Tedbîrini anlat!.. Ne diyorsun bu hususta ?..
                VEZİN: Mef,ùlü mefâîlü mefâîlü feùlün     10 Temmuz 2011       
     
      Yılmaz, Titiz,Talay, Karakaş, Cem, Güner, Günay…
       Teslîm edildi çağdaşa Kültür Bakanlığı!..
             VEZİN: Mef,ùlü fâilâtü mefâîlü fâilün
    Mesut Yılmaz, M.Tınaz Titiz, M.İstemihan Talay, Ercan Karakaş, İsmail Cem A.Oktay Güner, Ertuğrul Günay
            ……………………………………………………………………………………………………………………
            Arş’ı ta’cîz edecek âh u şikâyet birgün…
        Olma nevmîd.. okuyanlar çıkar_elbet birgün!..
                      VEZİN: Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün(fa’lün)
28 ARALIK 2011 Çarşamba ek’i :
      TRT ANADOLU  ve TRT 1 ‘de 27 ARALIK 2011 gecesi Mehmet Akif ERSOY merhùm güzel bir programla yâd edildi.
                  ******************************************************
 
      27 HAZİRAN 2011 Ek’i :
 
TRT MÜZİK’de 28.06.2011 Miraç Gecesi  20:05 – 21:00
Mirac Gecesi, 55 dakika “Senfoni İle İlahiler” işkencesi
İNTİHÂL, TAHRÎFÂT, VANDALİZM, SAYGISIZLIK, SORUMSUZLUK
 
1- İNTİHÂL: Tek-sesli olan eserlerimiz, İlâhîlerimiz; çok-seslendirilerek şöhret, ünvan, mevkî, para elde edilmektedir.
 
2- TAHRÎFÂT: Özeti bu web-site’min TÜRK MÙSIKÎSİ bölümünde (bu yazımın devâmında!)  bulunan; tamâmı ise Mart 1993 Tarih, 440 No. Musiki Mecmuası 12/17 sahîfelerinde neşredilmiş incelememde  belirttiğim gibi:
    Çok-seslilendirmek üzere seçilen Türk mùsıkîsi eserleri, Batı’nın 12 perdeli nota sistemiyle tesbit sùretiyle tahrîf edilmektedir. (Minâre – Kılıf kıssası)
 
3- VANDALİZM: Batı’nın 12 perdeli ses sistemine indirgenilip tahrîf edilen Türk mùsıkîsi eseri, gene Batı’nın Aranjman(Düzenleme) tekniği uygulanarak çok-sesli (hibrid) müzik eseri yapılmaktadır. Yıllardan beri defâlarca yazıp neşrettiğim gibi, bu işlem, kara-kalem   bir levhanın sulu-boya ile renklendirilmesi olayından farksızdır ve Batılılarca “Vandalizm” olarak isimlendirilmektedir. Böyle bir eser; Batı’nın 12 perdeli sistemine indirgenilerek, Bat’nın aranjman tekniği ile çok-sesli hâle getirilmekle Batı müziği eseri olmaktadır. 
 
4- SAYGISIZLIK: Bir Türk mùsikîsi eserini Batı müziği hâline getirmenin neye benzediğine misâl getirmeği okuyucularıma bırakıyorum.
     Çok-seslendirilmiş ilâhîlerimizin, TRT vâsıtasıyla, MİRAC GECESİ 55 dakîka, “Senfoni İle İlahiler” diye dinlettirilmesi bir saygısızlık ve saygısızlıkdan da öte müslümanlara zulümdür.
 
5- SORUMSUZLUK: Mirac gecesinde müslümanlara 55 dakika “Senfoni ile İlâhiler” dinletilmesine izin veren, müslümanlardan da alınmış para ile ücret ödeyen TRT ilgililerinin sorumsuzluğu soruşturulmalı; bilir-kişi, Konservatuarlardan değil (Çünkü hiçbirinde “Tasavvuf musikisi”, “İslâmda Mùsıkî” Ana-bilim dalı, Bilim dalı yoktur!), İlâhiyat fakültesi ilgili bölümünden seçilmelidir.
 
TRT; Mirac Kandili’nde; hangi müzik eserini sunmalıydı?
      
       Bu sorunun cevâbını; araştırmacı yazar Samet ALTINTAŞ’ın, bugünkü (27 Haziran 2011 tarihli) ZAMAN Gazetesi KÜLTÜR-SANAT sahîfasındaki araştırmasından aldığım kelimeler, cümlelerle cevapladıracağım. Evet.. Aşağıdaki bütün kelimeler, cümleler, Samet ALTINTAŞ’dan nakledilmiştir:
       Türk musikisinin en önemli eserlerden biri, Kutbü’n-nâyî Osman Dede’nin Miraciyesi’dir. Üsküdar’ın büyük velisi Mehmed Nasuhî Hazretleri, ‘Mevlid Kandili için Mevlid-i Şerif olduğunu, Mirac Kandili için bir eser bulunmadığını’ söyleyip Osman Dede’den bir Miraciye yazıp bestelenmesini rica eder. Kutbü’n-nâyî Osman Dede, sabah kaleme aldığı Miraciye’yi üç gün içinde besteler. O tarihten sonra her Miraç Kandili’nde okunması gelenek haline gelir. Miraciyehanlar, kandil günü ikindi namazından sonra “Evvel Allah âdını yâd eyleriz/Dil dil olmuş kalbi dil-şâd eyleriz” diye başlayarak Miraciye’yi kıraat ediyorlar. Miraciye okunurken süt dağıtılmasının nedeni ise Mirac gecesi Peygamber Efendimiz’e (sas) süt ikram edilmesi.  Miraciye, kandil gecesi ya da takip eden günlerde asırlar boyunca yerleşmiş bir usulle okunmuş ve dinlenmiş. Buna göre iki Miraciyehan eseri bestesiyle okurken, kürsünün altına oturmuş zakirler de..  Her mısraın sonunda topluca “sallû aleyh” deniliyor, 6. bahir okunurken aynı şekilde “minne’s salât/bizden salât olsun”; münacaat esnasında ise”İkbel yâ Mücib/Ey dualara icabet eden kabul buyur” deniliyor.
       Kutbü’n-nâyî Osman Dede’nin MİRACİYE’si, Türk musikisinin en önemli eserlerindendir. Mevlid Kandili’nde mevlidhanlarca Mevlid-i Şerif, Mirac Kandili’nde miraciyehanlarca Miraciye kıraati âdeti, günümüzde de yaşatılmaktadır.
NOT: Dünkü 15 Temmuz 2011 Berat Gecesi’nde, TRT, “Senfonik ilâhîler”i, müslüman âlemine tekrâren dinletti!!!???        
 
TRT MÜZİK‘in, TELEGÜN’den alınan 28 Haziran 2011 programı aşağıdadır. (27.Haziran 2011)
 
07:05  Bir Nefes Gibi
07:40  Ajanda
08:00  Gönül Penceresi
08:25  Listesiz
09:40  Müzik Haber
09:55  30 Dakika Kuşağı
10:25  Unutulmaz
11:05  Klip Saati
12:35  Balkan Havası
13:15  Türkü Sevdası
14:10  Yar Dilinden
15:05  O Sesler
15:30  Radyo Günleri
16:15  TSM Stüdyo Konseri
17:25  Müzik Haber
17:40  Klip Saati
19:10  Yıldızların Altında
19:55  Kerim Tekin Özel
20:05  Senfoni İle İlahiler
21:00  Akşam Sefası
22:30  Fuat Güner’le Müzik Ömür Boyu
23:55  30 Dakika Kuşağı
00:25  Sesler
00:50  Grafik
01:50  Listesiz
05:00  Sesler
05:10  Balkan Havası
05:50  Türkü Sevdası
06:45  En Sevilen 10
07:00  En Sevilen 10
 
     29 Haziran 2011 Ek’i :
 
      Tekrâr edeyim ki, tenkidlerim; müslümanların hassas/duygulu oldukları MİRAC GECESİ’nde; islâmî ölçülere göre hoş karşılanması inkânsız bir müzik yayınına yer veren TRT‘ye yöneliktir. Yoksa; ilâhilerimizin senfonik aranjmanı(düzenlemesi) olan bu eserler yıllardır, Hacı Sabancı’yı anma günlerinde (merhùmun vârislerini ilgilendirir dedik susduk), CD’lerde (beğenmeyen almaz dedik susduk), Adana‘da konserlerde (valileri, büyükşehir belediye başkanlarını ilgilendirir; beğenmeyen konsere gitmez dedik susduk); fakat TRT, hem de MİRAC GECESİ yurd içinde ve dışında neşrine TRT  nasıl vâsıta olur?.. Bunları işitip de üzülen müslümanlar şu düşüncelerde  tesellî arar: Bu eserleri hayranlıkla dinleyenler arasından belki 1 kişi etkilenir de hidâyete erişir. Tevfik Fikret de, sanırım böyle düşündüğü için: Bir örümcek götürür Hakk’a beni demiştir.
    Bu konser 21.00’de bitti de 23.00’e kadar, 2 saat; flash TV‘de Cübbeli Ahmet Hoca’dan, MİRAC GECESİ hakkında geniş bilgiler edinmek fırsatını elde ettik. TV ve Hoca Efendi’den Allah(cc) râzı olsun. [[ {“İftirâdan koru Yâ Rab'” diyerek, / Et duâ Cübbeli Ahmet Hoca’ya!.. VEZİN: Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilün(fa’lün) } Karagümrük Çetesi oprasyonu hârekâtında, 11.12.2011’de Hoca da tevkİf edildi. ]]
   
      Emin Güven YAŞLIÇAM yönetiminde Çukurova Senfonik Orkestrası,
şu “Senfonik aranjman uyarlanmış” ilâhîleri TRT vâsıtasıyla, MİRAC GECESİ bütün dünyâya dinletmiştir:
 
 I Bölüm:
 Segâh peşrevi (1.Hâne)
 Dinle sözümü sana direm,
 Sordum sarı çiçeğe  (Lâilâhe illâllàh..)
 Salât-ı ümmiye (3 kere)
 Tekbîr (3 kere)
 Dağlar ile taşlar ile
 
II Bölüm:
 Uyan ey gözlerim,
 Nice bir uyursun,
 Ben yürürem yâne yâne
 Güzel âşık cevrimizi çekemezsin demedim mi?
 Şol Cennetin ırmakları
 
 Dinlediklerimin tenkîdini yapmağa kalksam; bu web-site’min Seb’a-i Ahruf(İslâm âlimlerine) bölümünden, Türk Mùsıkîsi bölümüne.. kadar sahîfalarca alıntı yapmam gerekir. Kısaca şunları kaydedeyim:
  “İlâhî formu”nda  tecvîde riâyet gereken hususlar:
– İlâhî formunda “solo” yapılmaz; hele tîz olursa.. (soprano)
– Giriş müzikleri, ara-müzikleri form’da yok, ve bâzıları uyumsuz..
– Sürekli çarpma Türk müziğinde yok.. Çarpma, eğer yapılacak ise, yarım ses aralıklı olmaz; makàm dikkate alınır ve güftenin o sese âit notası ile müteâkip nota arasındaki aralığa göre yapılır.
– İslâmî ibâdet metinlerinde geçen kelimelerin hecelerini, besteci, istediği gibi veyâ müzik kàidelerinin gerektirdiği gibi değil; tecvîd ilminin medd bahsinde emredildiği kadar uzatabilir.
– İslâmî ibâdet metinlerinde geçen kelimelerin hecelerini, besteci, istediği gibi veyâ müzik kàidelerinin gerektirdiği gibi değil; tecvîd ilminin “tefhim, terkik” bahsinde emrettiği kadar kalınlaştırabilir, inceltebilir.
– İslâmî ibâdet metinlerinin seslendirilişinde (bestelenişinde değil, seslendirilişinde; tilâvetinde), ancak, Tecvîd kàidelerine göre âlimlerce işâret edilmiş yerlerde nefes alınır veya susulur. Tecvîd ilminde bu Vakıf ve Sekte yapılacak yerler, kelimenin son harfi üzerindeki Secâvend işâretleriyle belirlenmiştir.
– İslâmî ibâdet metinlerinin nerelerinde (hangi Sùre ve Âyetlerinde) sesin hüzünlendirilmesi için bu karakterdeki makamlara geçki yapılabileceği, Tecvîdin “Tahzîn-i Sedâ” bahsinde birer birer gösterilmiştir.             
  
 
                        ******************************
  
Ana konuya girmeden önce TRT’den aktüel haberler :
                               TRT Müzik Ödülleri:
 
08 Mart 2011 Salı TARAF’dan bir haber:
[[ TRT sanatçıları taçlandırıyor!
   TRT Müzik Ödülleri Töreni  bugün İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararsı Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilecek. Sunuculuğunu Şebnem Dönmez ve Ömer Önder’in yapacağı gecede Sertap Erener, Fahir Atakoğlu, MFÖ, Erkan Oğur, Atakan Ünüvar ve Tuluğ Tırpan gibi sanatçılar sahne alacak. Atilla Özdemiroğlu’nun başkanlığını yaptığı yarışma jürisinde yer alan isimler ise Fuat Güner, Hakan Eren, İzel Çeliköz, Necati Göksel, Yüksel Aytuğ, ve Zeynep Talu.
   Bu yıl ilk kez düzenlenen ve hem TRT 1  hem de TRT MÜZİKten canlı yayınlanacak organizasyonda, 12 kategoride ödül için yarışacak yıldızlar ise aşağıdaki gibi sıralandı…  TRT 1 ve TRT Müzik / 21.10 ]]  Notum: Haber’de; yıldızların isimleri verilmedi..
  
İlk konuşmadan, notlarımı naklediyorum:
TRT’nin 14 kanalı var… TRT Müzik, 16 Kasım 2009’da kuruldu…
Türk Sanat Musikisi’nin “duayeni olnası sebebiyle” Müzeyyen Senar için hazırlanmış  plaket, bir yakınına verildi.
Derecelendirmede halkın oylarına %50 ve Jüri oyuna %50 değer verildiği açıklandı.
12 kategoriye bölünmüş “yılın ses sanatçısı” adayları, ayrıca kadın ve erkek sanatçı olarak ikiye bölünmüşlerdi; her birinde 4 veya 5 adayın isimlerini öğrendik, not ettik.
Sonuçda: THM Kadın sanatçısı Sabahat Akkiraz, THM Erkek Sanatçısı Volkan Konak, TSM Kadın Sanatçısı Melihat Gülses, TSM Erkek Sanatçısı Gökhan Sezen “Yılın Ses Sanatçısı” olarak ünvanlarını ve plaketkerini aldılar. Kendilerini ve elemeyi kazanmış olan 3 veya 4 arkadaşlarını candan tebrîk ederim.
   
BEN, ŞU HUSÙSU ŞİDDETLE TENKÎD EDİYORUM :
    
Değerlendirilecek müzik türleri 12 kategoriye ayrılmış; buna mukàbil jürinin 7 mensùbu da pop müzik sanatçısı.. Neresine dokunayım, bilemiyorum: Jüri üyelerine bu görevi veren TRT yetkililerine mi; bu görevi kabùl eden jüri üyelerine mi; böyle bir jüri değerlendirmesine râzı olanlara mı?..
    Yılın ses sanatçısı seçilen Sabahat Akkiraz, Volkan Konak, Melihat Gülses, Gökhan Sezen’i ve oy veren halkımızı candan tebrik ediyorum.
           
              ************************** 
 
       Muhterem Bülent ARINÇ’a 13.03.2010, 16.03.2010, 28.03.2010, 02.04.2010, 18.04.2010, o8.05.2011, 27.06.2011
 
       28 Mart 2010:  Millî mùsıkîmizi (Türk Halk ve Türk san’at mùsıkîsini) bilerek sevenler TRT’nin tutumundan ziyâdesiyle şkâyetçidirler. İstekleri şunlardır:
        1- Telegün’de detaylı bilgi verilmelidir. Örnek olarak: (Filânca idâresinde Nihavend Faslı) , Eyüp Musiki Vakfı Çocuk korosu gibi(x)
        2- Millî mùsıkimiz yayınları (Ramazan ayı müstesnâ) saat 10.00 – 23.00 arasında olmalıdır.
        3- Türk mùsıkîsi “Çocuk korolarına” yer verilmeli ve hattâ aralarında yarışmaLAR düzenlenmelidir. TRT; Türk musikisine değer verdiğine; çağdaşların telkinlerini dikkate almayacağına ancak bu şekilde inandırabilir.
        4- Türk mùsıkîsi dernekleri korolarına sıkca yer verilmelidir.
        5- Klasik Türk Musikisi Korosu’na hasretimiz giderilmelidir.
        6- Türk Tasavvuf Musikisi Korosu’nu dinlemek istiyoruz.
        7- Türk mùsıkîsi programları 40 ile 60 dakika arasında olmalıdır.
        8- Saz eserleri (Peşrev, Saz-semâîsi, Oyun havaları) müstakil programlar olarak da verilmelidir.
        9- Klip istemiyoruz. (Millî Mùsıkîmizde böyle bir sunuş yoktur.)
       10- ETNORİTM, “Kâfirlerin müziğindeki ritm” demektir. (Hırisriyanların, vaftiz olmamış kişilere, müslümanlara ETNO=Kâfir dedikleri, bu web site’min “Monolog” bölümünde isbatlanmıştır.) TRT programlarında yer bulmamalıdır!.
        11- Îzahlı(açıklamalı) Türk mùsıkîsi programları faydalı ve gereklidir.
        12- Türk Musikisi Devlet Konservatuarlarına ve derneklerine gidilerek yöneticileri, öğretim elemanları, öğrencileri ile konuşmalar yapılmalıdır.
NOT: 23 Mayıs 2010 Pazar 21:36 eki> Muhterem Hayati İNANÇ beyefendinin şiirle mùsıkîyi bir arada sunan “Can veren pervaneler”i gibi san’at değeri yüksek programlar bir istisnâ teşkîl etmektedir.
 
16 Temmuz 2011 EK’i> Ara verilen CAN VEREN PERVANELER‘e tekrar yer verildiğinin, dün 18;30’da farkına vardım; TRT’ye, Av.Hayati İnaç beyefendi ve değerli arkadaşlarına teşekkür ederim. Bu arada, Kabataş Erkek Lisesin’de tam 70 yıl önce Hocam olan Fâruk Nâfiz ÇAMLIBEL merhùmun: : (Bir günde doğup can veren_altın kelebekler; / Bizden daha genç öldü bu şâir diyecekler!) beytini hatırladım. Hâfızamı kontrol maksadıyla İnternet’e (Google’a) baktım; Mef’ùlü mefâîlü mefâîlü feùlün vezninin de belli ettiği imlâ (yazım) hatâları gördüm; bu SON BEKLEDİĞİM başlıklı şiirdeki beytlerin doğrularını yazıyorum:
 
         Ufkumda bulutlar kümelerken kara bahtım;
         Ben, her gönül_ufkunda doğan mâvi sabahtım!..
 
         Devran bana taslarla zehir sundu da birden;
         Ben herkese bir neş’e yarattım bu zehirden!..
 
         Farkım ne benim şimdi doğan nazlı çocuktan?..
         Mâdemki henuz gelmedi son yolcum_ufuktan!..
 
          Bir-günde doğup can veren_altın kelebekler;
          “Bizden daha genç öldü bu şâir!..” diyecekler..
 
       “Pervâneler” ile ilgili şöyle bir beyt yazmıştım:
 
             Nasîhat_eyledi pervâne, şöyle, yavrusuna :
         Yanıp da can-vereceksin!.. Donup da ölme sakın!
                           VEZİN: Mefâilün feilâtün mefâilün feilün 
             
 
Muhterem Bülent ARINÇ,
       2011’den îtibâren; CAN VEREN PERVANELER‘e de son verilmesi ile de ne şevk bıraktınız ne ümit.. Bâri, TRT HABER spikerlerinin Daaaavut diyebilmelerini te’mîn etseniz… 
       Küçücük bir adamım.. sivrisinekten de küçük..
        Dev adam duymayacak.. görmeyecek yazsam da..
                    VEZİN: Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün(fa’lün)
 
(x)TRT TV-10’un 30 Mart 2010 Salı TELEGÜN  MÜZİK Programını naklediyorum: 
        
         07:00  Klip Saati
         08:10  Türkü Sevdası
         09:10  Müzik Haber
         09:30  Günaydın Türkiye
         11:30  Nostalji Klip
         12:00  Klip Saati
         13:05  Müzik Haber
         13:25  İşimiz Müzik
         14:00  En Sevilen 20
         14:30  Müzikalite
         15:00  Radyo Günleri
         16:35  Nostalji Klip
         17:05  Türkü Sevdası
         18:00  Müzik Haber
         18:25  Bir Zamanlar
         19:15  Klip Saati
         20:25  İşimiz Müzik
         21:00  Radyo Sanatçıları
                     Konseri
         22:05  Serkan Çağrı İle
                    Bir Nefes 
         23:10  Yöresel Müziğin
                    Ustaları
         23:55  Radyo Günleri
         01:25  Nostalji Klip
         02:00  Bir Zamanlar
         02:50  Klip Saati
         04:00  Türkü Sevdası
         04:55  İşimiz Müzik
         05:25  Serkan Çağrı İle
                    Bir Nefes
         06:30  Müzikalite
         07:00  Müzikalite
 
         Böyle bir programdan,
bir müzikseverin yararlanması
mümkün müdür?..
“Klip Saati”, “Müzik Sevdası”,
“Nostalji Klip”, “İşimiz Müzik”,
“En Sevilen 20” gibi lâkırdılar
TELEGÜN okuyucusuna seçme
şansı tanıyacak bilgi ifâde
ediyor mu?.. 
İşte, 59 yıl öncesinden bir örnek:
RADYO HAFTASI  2 Eylül 1950
Sayı:15,  Sayfa:40,  Sütun:2
İSTANBUL RADYOSU PROGRAMI
4 Eylül Pazartesi
Bu prgram; günümüzde araştırma
yapacaklar için bile değer taşıyor.
TELEGÜN‘ün programının ise ne
bugün, ne de yarın için faydası da
yok değeri de..
 
       Muhterem Bülent ARINÇ:
 
       Böyle müzik programının olamayacağını anlamak için; bir Türk musikisi derneği konser davetiyesini hatırlamak bile kâfîdir.
 
       Yalnız “müzik kanalı” mı? Günlük gazeteler, artık, TRT Tv-1’den başkasının programıını vermiyorlar!!.
 
       Kasım 2008’den itibaren TRT’de kötüye gidiş fark edilmeye başlamıştır.
 
ÇARE: TRT’ye, İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’ndan (evet.. Yalnızca bu devlet kurumundan!), Yardımcı Doçent ünvanlı,  3 adet, tam yetkili Genel Müdür Yardımcısı atamaktır.
      Saygılarımla takdirlerinize arz ederim.
NOT: 20.08.2010 hiçbir değişiklik yok!?!?!?
 
Muhterem Bülent ARINÇ : TRT’de Türk Mùsıkîsi daha da kötüye gitti    30.09.2010
 
    *************************************************** 
22 Ocak 2011>TRT’nin yok ettiklerinden bâzıları:
  1. Kayhan Şentin yönetimindeki Ankara D.K.T.M. Korosu ,
  2. Ahmet Hatipoğlu yönetimindeki Türk Tasavvuf Müziği Korosu,
   3. Hayati İnanç yönetimindeki CAN VEREN PERVANELER,
   4. TRT-4’ün MİLLÎ MUSİKİMİZ HİZMETİNDEN ALINMASI.
   5, TÜRK MUSİKİSİ DERNEKLERİ KOROLARI ??????????
   6. TÜRK MUSİKİSİ ÇOCUK KOROLARINA YASAK ?????????
Türk Sanat musikisine yasaklar geleceğini evvelce anlamış olduğumdan, şimdi, eski kayıtlarımı dinlemekte tesellî buluyorum.
    
  Yılmaz, Titiz, Talay, Karakaş, Cem , Güner, Günay…
  Teslîm edildi çağdaşa Kültür bakanlığı!..
       VEZİN: Mef,ùlü fâilâtü mefâîlü fâilün 
Mesut Yılmaz, M.Tınaz TİTİZ, Mustafa İstemihan TALAY,  Ercan KARAKAŞ,  İsmail CEM,  A.Oktay GÜNER, Ertuğrul GÜNAY
 
08 Mayıs 2011 Pazar  EK’i :
 
Yukarıda belirttiğim aksaklıklar, ARTARAK devâm etmektedir.
08 Mayıs 2011 Pazar “akit” gazetesi s.2’de, sayın D.Mehmet Doğan’ın, “Kanal, kantat vs.” bşlıklı köşe-yazısının son bölümünü aynen ve tamâmen aktarıyorum:
[[ Son günlerde yaygın olmasa da, günlük dile “kantat” kelimesi de girdi. İtalyan asıllı bu kelime, “din ve kahramanlık konulu eser ve bestelenmiş şekli olan kilise müziği” anlamına geliyor. Batı tarzı beste yapan bir bestecimiz Mevlid’i kantat formunda bestelemiş! Haberler, Kutlu Doğum Haftası’nda yayılmaya başlandı. Sonra da hayli kalabalık bir ses ve saz topluluğu tarafından “kantat” icra edildi. Biz de televizyondan biraz kulak misafiri olduk. Tabiî, Mevlid’in bildiğimiz tarzda icrası, Kur’an-ı Kerim’le birlikte olur ve arada bazı ilahiler, kasideler okunur, dua edilir. Dini heyecan, huşu hedefleyen, bir yönüyle ibadet tesiri uyandıran bir icradır bu. Kantat’ta bunu hissetmek mümkün değil. Yani müslüman mahallesinde kantat rağbet bulmaz!
     Peki gayri müslim mahallesinde? Ondan da şüpheliyim!
     Yapımcısı, daha önce “popstar” yarışmalarına da bulaşmış bir şahıs. Dünyaca meşhur isimleri de işin işine katarak Mevlid’i dünyaya tanıtmayı, böylece hem Peygamberimizin müsbet imajını yaymayı ne hem de İslâm karşıtlığını önlemeyi amaçladığını söylüyor.
     Kim dinler kantatı?
     Türkiye’de klasik batı müziğinin dinleyici kitlesi ile batıdaki kitlesi arasında büyük bir fark yok. Yani, ancak sınırlı sayıda özel eğitimli batı klasik müziğini dinliyor, bunun için konser salonlarını dolduruyor. “Mevlüd Kantatı” için bunu yapacak çok kalabalıklar bulunabilir mi? Çok zayıf ihtimal! İçeride kantatın dinleyicileri kilise müziğine alışıktır ama, cami mûsikisiden bi behredirler. Dışarıdakiler ise, her ne kadar kilise müziği formu olsa da, Mevlid Kantat’a bizimkilerden fazla rağbet eerlerse şaşılır doğrusu! ]]
 
5 HAZİRAN 2011 Pazar İyiye doğru 1 adım:
 
     Nihâyet, bir “Fasıl” dinlemek; günümüzün istediğimiz bir saatinde fasıl dinlemek bizlere nasîb oldu!.
     Aşağıda yazacağım teferrùat kabîlinden bilgileri, klasik mùsıkîmizi bilenler, sevenlerce mâlum olup; TRT sayın Genel müdürü ve âmirlerine hitâb etmekteyim:
 
     Klasik mùsıkîmizin, soylu mùsıkîmiz‘in sunuş şekli FASIL‘dır.
     “KLASİK FASIL; TAKIM + ŞARKİYÂT(şarkılar+sonluk bölümü) dür.
     Bu ta’rîf; faslın sözlü bölümünü bildirmektedir.
     Sırasıyla, Takım‘da: Kâr, 1.Beste, 2.Beste, Ağırsemâîler, Yürüksemâî yer almaktadır. Faslın bütün eserleri aynı makamdamdır.  
     Günümüzde; zaman darlığı da dikkate alınarak; TV ve Radyoda Takım bölümü program-dışı tutulmakta ve faslın sözlü kısmına ağıraksak şarkı ile başlanmaktadır. Eğer yeterli vakit lûtfedilmiş ise; özellikle Nihâvend, Hicaz.. fasıllarına, Lenkfahte eserle başlanılsa iyi olur!.. 
Sözlü eserler; proramda, yürüklük sırasına göre sıralanırlar. (Nitekim, 4.6.2011 târinde, sayın şef-serhânende ve gazelhân Nurettin Çelik, seçilen eserlerin ağır veya yürük oluşlarını dikkate alarak Rast faslı’nda, hatırimda kaldığına göre, Ağıraksak, Senginsemâî, Devrihindî, Müsemmen.. şarkı sıralanası yapmıştır.)
     Fasıl mùsıkîsinin sevdâlıları, 1941-1942’den-beri, Radyo’da ve 1975’den sonra da Televizyondaki Fasıl saatini bilmek isterler ve her akşam aynı saatte icrâsını ısrarla dilerlerdi. Bir fasıl, 45 dakîkadan az olmamalıdır. Yüksek makamlar, fasıl sevenleri (mùsıkîmizin özünü sevenleri hiçe sayarak), 20.30 – 20.55 arasına sıkıştırın! emrini verirlerse; peşrev’in zâten 2 hânesiyle yetinilmektedir, sazsemâîsi yerine de, longa veya sirto çalınır, çünkü sazsemâîsinin bütününün çalınması şarttır; “ara taksîmi” yapılamaz; çoğunlukla, şarkının miyânından sonra okunan gazel’e de yer verilemez.. Bütün bu aksaklıklara sebep olanlar(yöneticiler-programcılar) hakkında, fasıl-sevenler şunları düşünürler: a) Bu sakatlıklar, bilgisizliklerinden ileri geliyorlarsa, yerlerini bilenlere terk etsinler. b) Bu sakatlıklar kasdî ise, sabotaj söz konusudur(Türk musikisine ?.. Fasıl formuna?.. Serhânendeye?..) . “Fasıl sunuş şekli”nin özelliklerine devâmŞeriedeyim: A) Fasılda okunacak şarkılardaki müzikal bölümler: 1) Sonluk öncesindeki şarkıların “Giriş müziği” bulunmaz. 2) Güfteli kısımlarda enstrümantal notalar yer alamaz. 3) Güftenin mısra’ları sonunda; sırasıyla: başa dönüşü, nakarâta geçiçi, nakarâtın tekrarlanışını ve miyâna geçişi, miyandan nakarâta gidişi; nihâyet, nakarâtın/sözlü bülümün son bulduğunu belli eden, “saz payı” denen bu kısımlar, kısa olacaktır. (Çifte miyân varsa, benzer ilâveler yapılır.) Karar notasından sonra, ŞARKININ USÙLÜNDE! koda(CODA) denen enstrümantal bölüm icrâ edilir; o şarkının özel bir kodası yoksa, aynı usulde bir koda çalınır. (sonluklardan bir önceki şarkıda CODA çalınmayabilir.) Sonluklardaki şarkılar bu kayıtlardan âzâdedir. Şarkiyât bölümünde, büyük çoğunlukla aruz vezninde güfteli eserler yer alır.
       Aileler; evlerinde, şarkıları birlikte söylerler. Bu şarkıların neredeyse hepsini, yıllarca fasıl dinleyenler ezberlemiştir. Bu sebeple, yeni bestelenmiş eserler, icrâ edilmez. Son bestekârlarımız arasında en fazla fasıl şarkısı veren, merhum Şerif İçlidir.
        Çağımızda; nâdir sayılan makamlarda fasıl icrâ edilmez, çünkü eserleri anlayan kalmamıştır. Bu sebeple: Nihâvend, Hicâz, Kürdilihicazkâr, Uşşak, Hüzzâm.. makamlarında, şarkıları birbirinden ayrı 4-5 fasıl yapılabilir. Hüseynî, Segâh, Sùznâk, Sabâ.. makamlarında 3-4; Bestenigâr, Şedarabân, Muhayyer, Sultânîyegâh.. makamlarında 2-3; Bùselik, Karcığar, Sùzidil, Şevkefzâ, Muhayyerkürdî.. makamlarında 1-2 fasıl yapılabilir. Fasıl konusunda en sonda yer verdiğim Muhayyerkürdî makàmının, özellikle erkek solistlerimizce revaçta olduğunu okuyucularım da bilmektedirler.
16 Temmuz 2011 EK’i: FASIL yayınına gene son verildi??
     CAN VEREN PERVANELER :
     Millî kültürümüzün 2 önemli mîrâsı millî/soylu mùsıkîmiz ile millî/soylu şiirimizdir. Bu iki konuda halk şâirlerimiz, dîvân şâirlerimiz ile bizzat halkımız(anonim ezgileriyle) ve klâsik devir bestekârlarımız günümüz gençlerine örnek almaları gereken muazzam bir mîrâs bırakmışlardır. Bu mîrâs; reddedilmişcesine ihmâl edilmiş olması bir yana, armonize edilmesi seyredilmekte ve hattâ sipariş verilerek,yarışmalar açılarak, devlet televizyonlarında neşrine göz yumulmaktadır. Bunun başlıca sebebi: İktidar kabinelerinde: İstanbul ile İzmir TÜRK MUSİKİSİ Devlet Konservatuarları, Edebiyat fakülteleri ESKİ Türk edebiyatı, İlâhiyat fakülteleri musiki-dîvân ve halk edebiyatı-tasavvuf anabölümlerinde doktora=sanatta yeterlik yapmış millî değerlere yıllardan beri yer verilmemiş olmasıdır. Millî mùsikimize ilk sırayı vermemin sebebi: Güftelerinde Klasik ve halk şiirimizi, tasavùfu, edeb/terbiye/ahlâk değerlerimizi görebilmemizdir.
       Muhterem Hayati İNANÇ beyefendi de, soylu musikimizle soylu şiirimizi CAN VEREN PERVANELER programında bir arada vererek soylu kültürümüzü hatırlatmakta, gençlere ise tanıtmakda iken uzun bir aradan sonra, 6 Aralık 2011 Salı 23’den sonra TRTANADOLU kanalında yüzümüzü güldürdü. Yalnızca klasik şiirimizi değil, klasik musikimizin inceliklerini de bildiğini göstermektedir. Ney-Kemençe-ud beraberliğinin seçilişi, açıklanan şiirle güfte arasında ilişki olması bunu göstermektedir.
        CAN VEREN PERVANELER’e uzun ömürler dilerim.                 
 
                             *************************************
      TRT ve MUSİKİMİZDE İLİM-DIŞI RESMΠUYGULAMALAR
                                                                                   Dr. Cahit ÖNEY                            

ÖN-SÖZ :

“Günümüzde Musıkimizin Mes’eleleri” konulu bir açık-oturum, Aydınlar Ocağı Genel Merkezinde düzenlenmişti.. 10.12.1988 Cumartesi saat 14.00 – 17.30 arasında çalışan açık-oturumu M.Cahit Atasoy yönetmiş, İTÜ Türk Musikisi Konservatuarı başkanlarından Ercüment Berker, Fikret Değerli ile Musiki Mecmuası yazarlarından Dr.Cahit Öney konuşmacı olarak katılmışlardır.

Ben, C.Öney; bana ayrılan zaman kısıtlı olduğundan, hazırladığım metni sür’atle okumak zorunda kalmış; buna rağmen, son sahîfesini ayrılan zamâna sığdıramamıştım. Musiki Mecmuası’nın Mart 1993 tarih, 440 numaralı nüshası 12/17.nci sahîfelerinde yayımlanan bu konuşmamdan bâzı cümleler aşağıdadır (03 Kasım 2006) :

[[ ( ….. )   4 Temmuz 1934 neşir tarihli 2541 sayılı Kanun :

( ….. ) Bu kanunun 1.maddesinde Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmak üzere Ankara’da bir Millî Musiki ve Temsil Akademisi kurulmuş olduğu ve bu maddenin a) fıkrasında ise (memlekette ilmî esaslar dâhilinde millî musikiyi işlemek, yükseltmek ve yaymak) bu akademinin gàyeleri arasında zikredilmektedir. Bu kanunun bugüne kadarki tatbîkàtından, millî musiki tâbir olunan musikinin Garp musikisinden ibâret bulunduğu hatâlı çıkış noktasından hareket edildiği anlaşılmaktadır. ( ….. ) ( ….. )

1960 sonrasında durum daha da kötüye gitmiştir :

29.07.1966 günü Ağrı’dan çektiğim 1952 makbuz numaralı telgraf bunun ifâdesidir :

 Sayın ………

Turizm ve Tanıtma Bakanı  ANKARA

 30 Haziran tarihli Resmî Gazete’de neşredilen Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Kuruluş ve Görev Yönetmeliği Türk mûsıkîsini kasdî ve gayrı ilmî bir şekilde ortadan kaldırmak isteyenlerin âmâline göre hazırlanmıştır. 87, 99, 135, 143. maddelerinde mûsıkî, ilim dışı bir görüş ve kasıtla üçe ayrılmış ve Çağdaş Türk Musikisi diye düzmece bir müzikten bahsedilmiştir. Bu hususla ilgili olarak günlük gazetelerde makaleler çıkmak üzeredir. Yönetmeliğin 162. maddesine göre onayını tehîr etmenizi Türk mûsıkîsinin istikbâli nâmına istirham ederim.  Dr.Cahit Öney

 

 
Mevzûatla bir mûsıkî türü îcâdı dünyâda eşi görülmemiş ilim-dışı bir tasarruf olmakla berâber, telgrafta sözü geçen yönetmelik maddelerinin kanunî bir dayanağı da yoktur. Türk Dil Kurumu Kurûmî Dil ile meşgulken Çağdaş Türk Müziği adında peydahlanmış bir müziğe meşrûiyet verilmiş, sonraki yönetmeliklerde de iş daha ileriye götürülmüştür: İşte bir tânesi..  Başlığı şöyle: Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu tazminat yönetmeliğine bağlı ek-cetveldeki bazı ünvanların göstergelerinin değiştirilmesi hakkında Yönetmelik. Sathî bir tedkikde mâliyeyi, muhâsebeyi ilgilendirdiği sanılacak ve böylece kamufle edilen bu yönetmelik Resmî Gazete’nin 10.5.1974 ve 19.9.1974 tarihli nüshalarındadır. Bu yönetmeliğe göre şu müdürlükler kuruluyor(*):

          Türk sanat müziği ve modal tek sesli müzikler müdürlüğü.

          Türk halk müziği ve oyunları müdürlüğü.

          Çağdaş Türk Sanat müziği ve çok sesli müzikler müdürlüğü.

Bu yönetmeliği 2 noktadan inceleyelim:

1.      Evvelce sözü geçen yönetmelikdeki Çağdaş Türk Müziği uydurmacasına bir de sanat kelimesi eklenerek Çağdaş Türk Sanat Müziği tabiri getirilmiştir. Bir yanda Türk Sanat Müziği, diğer yanda Çağdaş Türk Sanat Müziği!…

Türk sanat müziği gerçekde varolan bir müziktir; Çağdaş Türk Sanat Müziği ise TRT’nin uydurduğu düzmece bir müziktir; Kurûmî Müzik’dir.

2.      Aynı yönetmelikde Çağdaş Türk Sanat Müziği ve çok sesli müzikler müdürlüğü; önce bölüm müdürlüklerine, bunlar da şûbe şefliklerine ayrılmaktadır; millî mùsıkîmiz teişîlâtı ise dar tutulmuştur ve bölüm müdürlükleri olmayıp, şûbe şeflikleriyle yetinilmiştir(*). Bu şekilde çağdaş! sıfatlı olanlarda unvan ve kadrolar şişirilmiş, gönüldaşlardan geniş bir ekip oluşturulmuştur. ( …..) Bu Kurûmî müzik düzmecedir. Çünkü Klasiği yoktur. Temelden, mâzîden, örnekten mahrumdur.

Repertuarı yoktur veya yok denecek kadar azdır.Bir mukàyese yapalım: Türk sanat müziği 20-30 bin eserdir; Türk halk müziği ezgileri, batıcıların ifâdelerine göre (TRT Müzik Dairesi Yayınları 13 –1974- s.7) 100 binin üzerindedir. Düzmece Kurûmî müziğin repertuarı ise bugün bile 100’ü bulmuş değildir!. Bu repertuarın meydana gelişinde  TRT maddî desteğini esirgememiş, kesenin ağzını açmıştır(**) Batı müzikçisi Faruk Güvenç’in 16.11.1976’da TRT-1’de yaptığı konuşmasından özetliyorum: “1960-67 arasında Çağdaş Türk Müziği eserlerinin repertuarının çoğaltılması için a) Sipâriş: Akses, Alnar, Ergün, Arel, Kodallı, Usmanbaş’a siparişler verildi. 1966’da Rasyofonik opera C.R.Rey, F.Tüzün (Midas’ın Kulakları) sipâriş edildi. Sipâriş işine 1967’de son verildi.  b) Yarışma: Folklor karakterinde Küçük orkestra yarışması: M.Sun, Tarcan, F.Tüzün’ün 3 eseri kazandı!. Bu ısmarlamalar, TRT desteği, sayın Faruk Güvenç’in söylediklerinden ibâret değildir. 1969 yayım tarihli “Çağdaş Seslendiricilerimiz” adlı kitapda, o tarihlerde, 1967’de Kültür Müsteşarlığı Küğ Danışmanı(!?) olan sayın Muammer Sun’a 10 yapıt ısmarladığı kayıtlıdır; bunların beste başlıkları ve tarihleri de belirtilmiştir. (22.02.2010 eki> TRT TV kanalları bir hayli arttığı hâlde, Türk musikisi’nin a) Tv-4’den kovulması, b) Dernek korolarına yer verilmemesi, c) Klasik koronun, Tasavvuf musikisi korosunun tâbir câiz ise yasaklanması ve buna mukàbil, Salât-ı ümmiye gibi eserlerin, ilâhîlerin armonize edilerek orkestrada dinletilerek bizleri… -söyleyecek lâf bulamıyorum- rencîde etmesi… aklıma şu soruyu getiriyor: Yukarıda sözünü ettiğim Çağdaş Türk Sanat müziği TRT kadroları – Bu müzik türü ortadan kalktığı hâlde- kadrolarını koruyor da, bu menfî tutumlar bunların eseri mi, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Fakat, bu sıralarda TRT-Müzik kanalı ihdâsı, bir dereceye kadar bizleri tatmin etmiştir. (Bir dereceye kadar dememin sebebi: Klasik koroya, Tasavvuf musikisi korosuna, derneklerin korolarına yer verilmemesi…dir.) Bu akşamın uygun bir saatinde, Serhânende Nurettin Çelik’in yönetiminde Kürdilihicazkâr faslını dinledik. Eserler; fasıl’a uygun olarak sıralanmıştı (Ağıraksak, Senginsemâî, Devrihindî…) ve şarkılar da “fasıl şarkısı” idi. Velhâsıl bizi ziyâdesiyle memnùn eyledi. “Fasıl” için, TRT, 45 dakika veya daha da fazla süre tahsîs etmelidir.                                        Tâhirül mevlevî merhùmun Mesnevî şerhlerinden (hatâm olursa affola) hatırımda kaldığı kadarıyla: Fahr-i kâinât Efendimiz; bâzan, Bilâl-i Habeşî merhumdan -aklımda kaldığına göre- kasîde dinler ve “Erihnâ Yâ Bilâl!” der imiş. Hülâsa-i kelâm:  Bizlere Türkiye’de Türk mùsıkîsini TRT Tv’de yasak edenlere müsâade etmeyiniz!.)         

       1950’li yıllarda Modern Türk Müziği ve 30.6.1966 yönetmeliğinden itibaren Çağdaş denen bu düzmece müzik türüne bir ad vermek gerekirse, Aranjman (Düzenleme) demek uygun düşer. Nitekim, 29.6.1974 tarihli Milliyet’de çıkan şu haberde de aranjman tâbîri kullanılmıştır: “9. Eğitim Şûrâsı Hacettepe Rektörlük binasında başladı. Fakat, Rektör Prof. Dr. İhsan Doğramacı bir sürpriz yaptı ve programda Ankara Gençlik Korosu’nun sâdece İstiklâl Marşı söyleyeceği yazılı olduğu hâlde, koro, konsere başladı: Kâtibim aranjmanı (Adnan Saygun), Fincanı taştan oyarlar aranjmanı (Ulvi Cemal Erkin), Karadeniz oyun havası aranjmanı (Ferit Tüzün). Koro Muzaffer Arkan yönetiminde idi. Reisicumhur Fahri Korutürk orada idi ve hoşlandığı belli idi.” ( ….. )  ( ….. )

                                * * * * * * * *

       “Çağdaş müzik”, “Çağdaş Türk Müziği”, “Çağdaş Türk Sanat Müziği” tâbirlerini işitince, (benim mùsıkîme, millî mùsıkîmize çağdışıdır demek istiyorlar) diye düşünmek bir alınganlık, bir zan, bir kuruntu değildir; bunu müşahhas örneklerle isbatlıyorum:

Batı müzikçisi Veysel Arseven 29.5.1976 tarihli Cumhuriyet’de çıkan “Gaflet” başlıklı yazısında şunları söylüyor (yazıda sözü edilen, karalanan kurum İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’dır c.ö.): “Son günlerde çağdışı bir müzik kurumunun temelleri atılıyor da ne devlet konservatuarlarından, ne devlet opera ve balelerinden, ne devlet orkestralarından, ne de müzik eğitimi yapan kurumlardan ses çıkıyor. Konuşuyorum bâzıları ile.. Hepsi de söyleniyor, homurdanıyor ama, söyleyip yazmaya gelince tısss.. Herkes dilsiz, herkes uygarlıktan yoksun. ..)  ( ….. ) [[ Google’dan: Veysel ARSEVEN(1919-1977) Romanya’nın Gagavuz/Gökoğuz Türklerindendir. Asıl adı: Vasily.. Annesi: Ekaterina.. Babası: Nikola.. Romanya’da ilk ve orta tahsili: 1929-1938.. İstanbul Öğretmen Okulu: 1938-1943.. 1946’da Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü mezunu.. NOTUM: “Veysel” ile “Vasily”nin sessiz harfleri aynı..GOOGLE>millet nedir kemal gözler pomak<: 14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı İskân Kanunu’nunda anadil olarak Türkçe konuşmayan Boşnak ve Pomaklara göç izni ve Türk vatandaşlığı verilirken ırk olarak Türk olan ve anadil olarak Türkçe konuşan Gagavuzlara bu iznin verilmemesi Türk milletini oluşturan faktörün dil ve ırk birliği değil, din birliği olduğunu göstermektedir.  > C.Öney> Türk milletinin üst-kimliğinin DÎN(İslâmiyet) olduğunu M.Kemal ATATÜRK; 14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı İSKÂN KANUNU ile tesbît ve îlân etmiştir.  ]]    14.6.1988 – 18.6.1988 târihleri arasında Ankara’da tertiplenen I.Müzik Kongresi’nde bir kısım Batı müzikçiler millî mûsıkîmize çağdışı sıfatını yakıştırarak hakarette bulunmuşlar, tartışmalara sebep olmuşlardır. [ 02 Nisan 2010 eki> “Türk müziği” ismine karşılık, “ÇAĞDAŞ Türk müziği” ismini takınanlar; “SOYLU Türk müziği – ÇAĞDAŞ Türk müziği” deyimleri ileri sürülse, şikâyetçi olmaz mı? ] 

       TRT Kurumu’nun bir yönetmelikle getirdiği düzmece müzikdeki çağdaş tâbîri mütearrız, saldırgan, kışkırtıcı, ideolojik bir terimdir.

       TRT; “Millî kültür ve eğitimi” bir yana bırakıp “çağdaş kültür ve eğitimi”ne yönelmekle 1982 Anayasası’nı ihlâl suçu ışlediğinin farkında mıdır?..

Bu suçlamamızı, iddiâmızı da isbatlayalım:

       Mehmet Pamak’ın teklifiyle “TRT’nin MİLLÎ kültür ve eğitime yardım görevi” 1982 Anayasası 133. maddesine girmiştir

1982 Anayasası taslağında TRT’nin görevi “çağdaş Türk kültürü ve eğitimine yardımcılık” şeklinde iken Danışma Meclisi’nde sayın Mehmet Pamak’ın îtiraz, îzâhhat ve teklîfi üzerine “çağdaş” kelimesi çıkarılarak yerine “millî” sıfatı konmuştur. Hâlen mer’î anayasamızın 133. maddesi TRT’ye “millî kültür ve eğitime yardımcılık” görevi vermiş iken, bu kurum, mer’î anayasayı değil de, ard niyeti(***) sebebiyle, reddedilen taslağı benimsemiş ve uygulamaktadır. ( ….. ) , ( ….. )

       TRT Kurumu’ndaki çağdaşçıların, taraf tutarak, millî mûsıkîmiz aleyhine revâ gördükleri sâdece açık, göze batıcı olanlar değildir; ustalıkla, hissettirmeden yaptıkları ise, bir mütehassısın incelemesiyle ortaya çıkarılabilir: Yakın zamanlara kadar programlarda ve anonslarda “hafif batı müziği”, “Türkçe sözlü hafif batı müziği” gibi tâbirler kullanılırken, batı kelimesi atılmış, “hafif müzik”le yetinilmiştir. TRT bu düzenleme ile de tarafsızlık ilkesine aykırı ve çok maksatlı bir tutum içindedir: 1) Batı müziği denirse, bize âit olmadığı şeklindeki kanâat silinemez düşüncesinin telâşlı bir ifâdesidir. Batıcılarımız “Batı müziği” sözünü hiç sevmezler; millî mûsıkîmizin konservatuarı “Türk musikisi devlet konservatuarı”dır, Batı müziği konservatuarlarının resmî adı ise sâdece “Devlet konservatuarı”dır. (16.03.2010 eki> Yurdumuzdaki 22 Devlet konservatuarından yalnızca 3’ü Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’dır ve 19’u (Batı Müziği) Devlet Konservatuarıdır ve daha acısı, hiç olmazsa dördüncü millî musiki konservatuarımızın Ankara’da açılması mümkün olamamaktadır!? )  2) Ötedenberi “Hafif Batı müziği”, “Türkçe sözlü hafif Batı müziği” denmekte iken bunların yerine “Hafif müzik” deyimi getirilmiş, fakat Türk mûsıkîsinin de “hafif” türü olduğu dikkate alınmamıştır; Türk mûsıkîsi: “Türk sanat musikisi” ve “Türk halk musikisi” diye yalnızca 2 bölümde mütâlâa edilerek dar bir alana hapsedilmiştir. Müziklerdeki tür çeşitliliklerinin de bir zenginlik, övünç sebebi olduğu düşünülmemiştir; açıkcası, Türk mûsıkîsini Türkiye’de Türklere unutturmağa kasdedenlerce bu tertîbat alınmıştır!..(***) ( ….. ) , ( ….. ) , ( ….. )

22.9.1985 târihli Milliyet’den önemli bir haber..   “İstanbul Anakent Belediye Konservatuarı’nın YÖK’e devredilmesi Anakent Belediye Encümeni’nce kararlaştırıldı.(12.12.2011 not’um: Belediye başkanı, Bedrettin DALAN’dır) ” (Bu Belediye konservatuarı yüksek öğretim kurumu olmadığı halde ne görüşle YÖK’e yâni Yüksek Öğretim Kurumu’na devredilmiştir?) diye sormayıp yapılan kasdî icrââtı nakledeyim:

YÖK, İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nın Türk mûsıkîsi bölümünü de (İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Konservatuarı yerine) İstanbul Üniversitesi Konservatuarı’na bağlamıştır; bu konservatuar ise Batı müziği konservatuarıdır ve “Türk musikisini, Batı konservatuarı Etnomüzikoloji bölümümden ibâret kılma” projesi bu şekilde uygulanmıştır.  Belediye Konservatuarı Sultanahmet’deki binâsından Kadıköy’deki depoya taşınırken, bir örneği bir daha temîn edilemeyecek taş-plak koleksiyonu inşâat kürekleriyle atılıp-saçılmış, bir kısmı parçalanıp kırılmıştır. Bu da bir icrâattır ve batılılar buna vandalizm demektedirler!.. ( ….. ) Belediye ile YÖK arasında tanzîm edilen devir protokolü neden gizli tutulmaktadır; ne zaman açıklanacaktır?.. [[ 1 Şubat 2010 EK’i: GOOGLE’a göre: İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kadıköy’de olup; Türk müziği bölümü: “Türk Müziği İcra Heyeti”nden ve bu heyet de: 1 şef, 11 ses, 1 kemençe, 1 ud, 1 tambur’dan ibârettir. İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nın, başta Dr.S.Ezgi’nin 5 ciltlik eseri olmak üzere neşriyatının yeni baskıları bloke edilmiştir; arşivi nerededir?.. ]]

       5 Kasım 1986 günü Türk Edebiyatı Vakfı’nda vakıf, dernek, dergi, gazete temsilcileri iştirâkıyle TRT Kurumu icrââtı karşısında “müşterek tavır toplantısı” yapılmıştı.  Bu toplantıya, ANAP TRT Komisyonu üyeleri Fecri Alpaslan, Ali Şahin Ergin, Ledin Barlas da katıldılar.. Tazyiklere rağmen, haklı olarak fikirlerini, kanâatlerini açıklamadılar. Toplantı bittikden sonra Ağrı Milletvekili sayın Fecri Alpaslan’a ayaküstü şu suâli dordum: “TRT’de Türk mûsıkîsi çocuk korosu, koroları teşkîli için 20-30 bestekâra besteler sipâriş edilmişti ve 100 kadar beste mevcuttur. Fakat aradan aylar geçtiği halde bu korolar acaba neden gecikti?” Şu cevâbı aldım: “Ben bu konuyu da soruşturdum ve bana şu bilgi verilmiştir: (Çocuk hançeresi Türk musikisi makamlarını ifade edemeyeceği anlaşıldığından bu teşebbüs iptâl edilmiştir.)” ( … ) İ.T.Ü. Türk Musikisi Devlet Knservatuarı yılardır ilkokul mezunlarını almakta, onlara makamlarımızla eser geçmektedir. ( … ) TRT Kurumu, bu gibi Türk musikisi mevzularında bir karâra varmadan önce, hiçbir zaman “millet sanatçısı”pâyesine erişemeyecek batı müziği kopyacılarından değil, İ.T.Ü. Türk Musıkisi Devlet Konservatuarı’ndan mütâlâa almalıdır ( … )

       Yukarıdaki metin, 10 Aralık 1988 Cumartesi saat 14.00-17.30 arasında Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nde düzenlenen “Günümüzde Musikimizin Mes’eleleri” başlıklı açık-oturum için tarafımdan hazırlanmış ve okunmuştur. ( … ) Şu sıralarda işittiğimize göre sayın Milli Eğitim Bakanı, Türk musikisi konservatuarları mezunlarının ilk ve orta öğretimde müzik öğretmenliği haklarını ellerinden almıştır. ( ….. ) , ( ….. )

EK: Müzik öğretimi ve eğitimi ağırlıklı Güzel sanatlar meslek liselerinin ilkini Avni Akyol İstanbul’da (Erenköy’de) açmış idi.. Akyol’un halefi Fikri Sağlar da, Türk musikisi öğretimi yasak olan bu müesseselerin sayısını 10’a çıkarmıştır. Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan’ın daTürk musikisi lisesi açmağa hazırlandığı öğrenilmiştir; bu çabasını, ayak oyunlarından kurtarabilip gerçekleştirdiği taktirde, ilk tebrîk eden biz olmak isteriz. Bu okullar mezunlarına müzik öğretmenliği hakkı verileceği tabîîdir. ]] __________________________________________________________________

30 Ekim 2006 günü eklediğim dipnotlar:

(*) Yönetmelik değil de sanki Teşkîlât kànùnu veya Bütçe kanunu?!?!

(**)  Sayıştay, çağdaşlarla ilgili makam-kadro ihdaslarıyla yapılan sarflara zimmet çıkarabilirdi?..

(***) DEVRİM’in târîfi:  “Devrim demek bir toplumun ekonomik üretim tekniklerinden, örflerinden, âdetlerinden, geleneklerinden tutun da en yüksek değerlerine, zevkine kadar her şeyin değişmesi, altüst olması, yerine yeni tekniklerin, kuralların, değerlerin konulması demektir.” Nurettin Şazi Kösemihal’in bu târîfi 11.1.1957 tarihli Cumhuriyet’de çıkmış ve 1 Kasım 1957 tarih 117 sayılı Musiki Mecmuası’nda da yer almıştır.

28 ARALIK 2007 târihli ilâvem : (İLÂVE: 1)

       27 Aralık 2007 târihli ZAMAN’da Beşir AYVAZOĞLU, önemli bir belgeyi ortaya çıkarmış ve ertesi günki AKİT de, 9. sahîfada B.AYVAZOĞLU’nun [[ Mahmut Ragıp Bey’e göre ‘alaturkacılar’ nasıl cezalandırılmalı? ]] başlıklı bu yazısını, özetleyerek okuyucularına duyurmuştur.

ZAMAN’daki yazıyı bende özetliyorum:

                          [[ Mahmut Ragıp Bey’e göre ‘alaturkacılar’ nasıl cezalandırılmalı?

       Türkiye’de sosyolojik anlamda çoksesliliğe şiddetle muhalıf olanların başında çoksesli Batı müziği mensuplarının gelmesi sizce de tuhaf değil mi? (…..) Bu fikrimi fazla abartılı bulanlar olabilir. Ama bizde “musiki inkılâbı”nın öncü isimlerinden Mahmut Ragıp Kösemihaloğlu’nun “Musiki İnkılâbı Şenlikleri” (Varlık, nr. 35, 15 Birincikânun 1934) başlıklı yazısını okursanız bana hak vereceksiniz.

Yıl 1934. Musıki inkılâbı yapılmış, Türk musikisi radyodan, konsevatuardan, okullardan kovulmuş! Halk, piyasada bulabildiği taş plakları –ki bir ara onların da toplatılması düşünülmüştü- veya Kahire Radyosu’nu dinleyerek musiki ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır. İşsiz kalan hanende ve sazendelerin bir kısmı medar-ı maişet motorunu yürütebilmek için gazino ve meyhanelere düşmüşlerdir. Bu arada Türk musikisiyle Batı musikisinin imkânlarını birleştirerek “modern alaturka”, “alaturka salon orkestrası” gibi ismlerle çıkış yolu arayanlar da vardır. Bu amaçla kurulan ve piyano gibi bazı Batı sazlarıyla armoni, solo, orkestra gibi Batı müziğine has terimleri de kullanan bir topluluk Ankara’da bir gazinoda bir konser verir.(1)  Mahmut Ragıp Bey, bu konser hakkındaki yazısında topluluğu aşağılayıcı bir islûpla tasvir ettikten sonra diyor ki: “Bu adamlar bilmiyorlardı ki Tarihî Türk sanatı çoktan devrini kapayıp divan edebiyatı gibi ortadan çekilmiş, alaturka adı altında son nefeslerini yaşayan yukarıda söylediğim kepazelikler ise polis kuvvetiyle ve kanunlarla yasak edilmesi lâzım gelen maneviyat mikropları olup kalmıştı.”

Mahmut Ragıp Bey, bu kadar hakaretle yetinmiyor ve eski musikiyi yaşatmaya çalışanlara nasıl cezalar verilmesi gerektiğini Avrupa tarihinden bir örnekle anlatıyor:

“Eski zamanlarda Avrupa’da da bu gibi mikroplu musikilere karşı devlet kuvvetlerinin harp açtığı, kanunlar çıkardığı görülmüştür. Meselâ İsveç’te öyle bir devir gelmiş ki büyük şehirlerde ahlâksızlık ve ruhsuzluk terennüm eden şarkıcılar idama mahkûm edilir olmuşlar; hem de öyle alaylı bir şekilde tatbik olunan bir idam cezası ki, anlatmadan edemeyeceğim: Geniş bir meydanın ortasına sun’î ve dik bir tepe yapılıyor. Tepenin etrafına idamı seyredip eğlenecekler yığılıyor. Mahkûm tepeye çıkarılıyor. Bir de dana getiriyorlar. Dananın kuyruğu iyice yağlanmıştır. Bir iki kişi danayı sopalarla dövüp tepeden aşağı kaçırmağa çalışacaklardır; bu esnada, mahkûm da onun yağlı kuyruğundan geri doğru asılacak, kaçırtmamağa çalışacaktır. Şayet yağlı kuyruk elden kayıp da hayvanlar kaçarsa idam tatbik olunacak; yüzde bir ihtimal ile zapt etmeye muvaffak olduğu takdirde ise ölümden kurtulacaktır. Fakat hayvanlar yüzde doksan dokuz dayaktan yakayı kurtardıkları için, seyircilerin kahkahaları ortasında mahkûmların kelleleri uçuruluyordu!”

Üslûbundan “alaturka”cıları böyle bir cezaya çarptırılmış görmekten çok mutlu olacağı anlaşılan Mahmut Ragıp Bey’in “kepazelik” ve “mikroplu musiki” dediği, Itrî’lerin, Dede Efendi’lerin, Hacı Ârif ve Tanburi Cemil Bey’lerin musikisi… Alay ettiği topluluk da muhtemelen Samih Rifat’ın kardeşi Ali Rifat Çağatay’ın tarzını benimsemiş “şef d’orkestr”li bir topluluk… Ve lâyık gördüğü ceza, aşağılayarak idam etmek…

Klasik musikiyi “tu kaka” edenler, fikir ve eylemlerine, bizim asıl musikimizin halk musikisi olduğunu iddia ederek bir meşruiyet kazandırmaya çalışırlardı. Halk musikisi farklı bir kaynaktan geliyormuş gibi… Mahmut Ragıp Bey’in bu görüşle yazdığı Anadolu Türküleri ve Musiki İstikbalimiz (1928) adlı kitabı kısa bir süre önce yeni harflere çevrilerek yayımlandı.(2)

Aslında Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları’nda ortaya attığı bu sakat düşünce hâlâ devam ediyor. Nitekim ünlü piyanistimiz de, yukarıda kısaca özetlediğim görüşlerini açıkladıktan sonra, “Besteci ve piyanist yönümle Avrupa müzik kültürünü temsil etmeme rağmen, kökenim olan Anadolu halk kültüründen hiç kopmadım. Bunu herkes bilir. Bütün eserlerim halk kültürüyle yoğrulmuştur” demek ihtiyacını hissediyor.

Halk kültürüyle yoğrulmuşmuş! Birkaç türküyü armonize etmiş veya birkaç nağmeyi kullanmış olmalı! Piyanistin sözünü ettiği halkın yüzde yetmişinden bağımsız bir halk kültürü olsa gerek! Eğer yüzde yetmiş de piyanistin anladığı mânâda halkın bir parçasıysa, kültürüyle yoğrulup kendisini reddetmek de ne demek oluyor? Âşık Veysel’e bir gün Ruhi Su’dan bir halk türküsü dinletmiş ve fikrini sormuşlar. Veysel’in biraz düşündükten sonra verdiği cevap harikadır: “Dağlarda gösterişsiz, fakat çok hoş rayihalı çiçekler olur. Şehirliler bunları görür, bahçelerinde yetiştirmeye heveslenirler. Yetiştirirler de. Hatta onlarınki daha güzel, daha gösterişli olur. Gelin görün ki, rayiha artık o rayiha değildir”.

Sevimli piyanist, yanlış hatırlamıyorsam, Veysel’in köyü Sivrialan’da bir konser vermişti. O zaman kendisine bu anekdotu anlattılar mı, çok merak ediyorum! Halkın yüzde yetmişi olmasaydı, memleketi ne güzel idare ederlerdi, değil mi?

……………………………………………………………………………………………………………………………………….

(1) Çocukluğumda benim de ezberlediğim şarkılardan biri: [ Ol bir salon gelini / Koy kalbime elini / Sevdim tatlı dilini / Kalplere vur bir zımba / Rumba da rumbâ rumbââ / rumbada rumbâ rumbââ//  Kollarını ver uzat / Şöyle de yaslan göğse bak / Adımlarını kıvrak at / Kalplere vur bir zımbâ / Rumba da rumbâ rumbââ / rumba da rumbâ rumbââ / ]

(2) Mahmut Ragıp Gazimihal, Anadolu Türküleri ve Musiki İstikbalimiz (haz. Mehmet Salih Ergan-Ahmet Şahin Ak), Ötüken Neşriyat, İstanbul 2007. Mahmut Ragıp Bey, sözünü ettiğimiz yazısında “Kösemihaloğlu” soyadını kullanmıştır. Daha sonra yazdıklarında “Gazimihal”i kullanır, fakat İdil Biret’e 1951’de imzaladığı fotoğrafını “M. R. Kösemihal” diye imzalamıştır.

27 Aralık 2007, Perşembe

 

İLÂVE: 2

MEHTER  KAKKINDA  25.06.1981  TARİHLİ  BAŞBAKANLIK  TAMİMİ :

(…..) Başta okullar olmak üzere bazı resmî ve özel kuruluşların “Mehter Takımı” adı altında, gerek kılık kıyafet, gerekse sanat ve yetenek yönünden tarihî Türk askerî mehterine asla benzemeyen taklit mehter takımları kurdukları ve bunları millî bayramlarda ve kendilerince önemli saydıkları günlerde kullandıkları tesbit edilmiştir. Bu taklit mehter takımlarının, musiki repertuarları yönünden Mehterden güdülen eski Türk ordusunun hamaset destanlarını duyurmak ve millî heyecanı beslemek amacına hizmet etmtdiği ve istismar konusu yapıldığı kanaatine varılmıştır.

İzinsiz Mehter Takımı kıyafeti taşımak  2596 sayılı Kanunun 2ci maddesine göre suç teşkil etmektedir. Mehter takımı teşkili, Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin manevî şahsından ayrılmaz bir yetki olduğundan, silâhlı kuvvetler dışındaki resmî ve özel törenlere iştirak ettirilmeleri kesinlikle yasaklanmıştır.

 

NOT: Bu tamim yayınlığında, başbakan; Bülent Ulusu’dur. Bu tamimi, M. Soysal, 14.07.1981 tarihli MİLLİYET’de, aşağıdaki yazıyla desteklemiştir :

Uyduruk yaldızlı cepkenlerin arasından kıllı göğüs gösterilerine ve teneke mihverle buruk bıyık gezdirişlerin altında büyük bir başarısızlık duygusu bugünle başedemeyiş ve çağın sorunlarından kaçış yatar.

******************* 

BAŞBAKANIMIZ R.T.ERDOĞAN’IN BİLGİLERİNE ARZ OLUNUR!!!

24 Şubat 2008   04.00’de Habertürk TV.da Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a araştırmacı-yazar Murat Bardakçı şöyle hitâb etti: (meâlen:) Kültür ve sanat topluluklarını bakanlığınız teşkîlâtından çıkarıp mahallî idârelere devretmek gibi bir projeniz veya düşünceniz olduğu işitilmektedir. Batı’daki uygulama böyle ise de, sizin, bu projeyi Türk halk müziği, Türk klasik ve sanat müziği toplulukları için düşündüğünüz; baleler, senfoni orkestralarına dokunmayacağınız konuşulmaktadır. Bu haberler doğru ise, böyle bir ayrıcalık uygun mudur?.. Bakan bu haberi yalanlamadı; haberin nasıl duyulduğuna hayretini ifâde etti. Cevâbını “reklamlardan sonra” verecekti; reklamlardan sonra bir cevap alamadık..                                                                                                                         

Şimdi, şahsî düşüncelerimi ifâde edeyim: 

Millî kültür ile millî olmayan kültür arasında ve ikincisini tercîh eden projeler; “millete rağmen” yapılan tasarrufların başında gelir.

Devletçe  böyle tasarruflar/uygulamalar, kanun çıkarılarak geleceği düşünülmüş, sağlama alınmıştır. Örnek olarak: “Devlet Opera ve Balesi”, evet, devletin koruma ve kollama altına aldığı “Opera ve Bale” hakkında kanun: 14.07.1970 tarih – 1309 sayılı kanunla, “tüzel kişiliği” olan bir genelmüdürlüğe kavuşturulmuştur. Sayın M.Bardakçı’ya, sayın Bakanımızdan alamadığı cevâbı ben vereyim: Tüzel kişiliği olan, kanunla kurulmuş bir genel müdürlüğn, mahallî idarelere devredilmesi imkânsızdır.

     16.06.1949 tarih – 5441 sayılı kanunla kurulmuş, tüzel kişiliği bılınan  Devlet tiyatroları için de tamâmen aynı sözler söylenebilir.

      Kültür Bakanlığımızca lûtfen ve emâneten desteklenen millî (gerçekden millete âit) korolarımız ve benzerlerinin ise hiçbir (kànùnî) güvencesi yoktur ve bakan emrettiği anda, sâhipsiz cenâzeler gibi (kendilerinin sözünden çıkamayacak belediyelere) havâle edilebilir.

Gerçek demokrasilerde (güdümlü demokrasilerde değil, gerçek demokrasilerde) devletin kültür politikası olmaz. Devletin kültür politikası, tek tip insan yetiştirmeyi stratejik esas alan faşist ve marksist idarelerde (azınlıkçı demokrasilerde!) olur. Çoğulcu demokrasilerde devletin değil, partilerin (tabiidir ki birbirinden farklı) kültür ve san’at politikaları olur; seçim propagandası sırasında partiler, kültür ve san’at görüşlerini, stratejilerini de açıklarlar; seçmenler, tecihlerinde bu sözleri de dikkate alır.

       Kültür ve Turizm Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun… 06.04.2003 tarih – 4848 numaralı bu kànùnun “Görev” ara başlıklı 2inci maddesi:        Kültür ve Turizm Bakanlığının görevleri şunlardır:

a) Millî, manevî, tarihî kültürel ve turistik değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, değerlendirmek, yaymak, tanıtmak, benimsetmek ve bu suretle millî kültürümüzün güçlenmesine katkıda bulunmak.

       Maddenin başında zikredilen “millî, manevî, tarihî” kelimeleri, bu hususta hassas ve beklentisi olanları rehâvete sevk etmek için seçilmişler sanki… İşte sebebi.. Aynı maddenin h) fıkrasında: “Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.” denmektedir. Kanunlara verilen “diğer görevler”in neler olduğunu yukarıda açıklamıştım ve bu kanunların, a) fıkrasının başında yer alan 3 kelime ile bir alâkası olmadığı da açıktır.  Bu Teikilât ve Görevler hakkında “Bakanlığa” 2inci Madde a) fıkranında verdiği emri, 5inci maddede “Bakana da” vererek işi pekiştirmekte… Madde 5- Bakan (…) Bakanlık hizmetlerini mevzuata (…) uygun olarak yürütmekle (…) sorumludur. Tekrarlıyorum: Bu konudaki en güçlü mevzuat “kanun”lardır ve hiçbirisi “Millî, manevî, tarihî” değerlerimize âit değildir.

Duyarlı Milletvekillerimize sesleniyorum: “Millî, manevî, tarihî” değerlerimizi de –hükmî şahsiyet bahşedecek şekildekanun çıkararak Kültür ve Turizm Bakanlığımızın görev alanına dâhil ediniz!..

       3 Şubat 2010 tarihli ZAMAN Gazetesinin KÜLTÜR-SANAT sahîfasında “Aynalıkavak Kasrı, Türk müziği merkezi oluyor” başlıklığının altındaki uzun yazının son paragrafında şu bilgi veriliyor: “Türk müziği merkezi fikri, sıcaklığını hep korusa da sık sık değişen yönetim nedeniyle bunu hayata geçirmek pek mümkün olamamış. Ama yönetim bu kez kararlı. (…..) İyi ustaların elinden çıkmış epey müzik aleti var. Aynalıkavak Kasrı’nın Türk müziği merkezine dönüştürülmesi belki yıllardır dilden dile dolanan Müzik Müzesi’nin gerçekleştirilmesi için de bir vesile olur.” (x)
       Sayın Murat Bardakçı’nın verdiği haber, Aynalıkavak Kasrı”nın ihyâsına sevincimize gölge düşürüyor. 1) Çalgı Müzesi’nin neden İTÜ TMDK’da kurulmaması, 2) Çalgı Müzesi için zarùrî olan, Etem Ruhi Üngör vârislerindeki değerlerin zikredilmemesi. 3) Yalnız İstanbul şehrinin değil, Türkiye’nin Türk müziği Merkezi’nin İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı olduğunu bilmeyen veya -daha kötüsü- reddeden kişilerin  bu idârî ve ilmî yetki ve gücü kimden aldıkları?..
       Yurdumuzda;  çoğunluk iktidarı ne zaman iç veya dış meşgalelerle uğraşır durumda olsa, millî/soylu musikimiz ve kültürümüz muârızı çağdaşlar faâliyete geçerler. [[22.02.2009 ilâvesi: 2008 son ayında, milletimizin, iç ve dış önemli olaylarla meşgul olduğu günlerde, TRT, Türk Halk ve Türk San’at mùsıkîsi yayınlarını saat 21.00’den ileriye, gece yarısına, sahur vaktine(?) atmış; ötelemiş, itelemiş ve onlardan (boşalan) saatlerini de çocuk programlarıyla kamufle etmiştir. ]] (Bu tercüme programlarda çocuklarımıza domuzun, fârenin “sevilen hayvanlar” olarak gösterildiği de, ayrı bir konudur.) 
(x) Yazının tamâmı Google’da da mevcuttur.           
*********************   

İLÂVE : 4

VAKİT 10 Temmuz 2008 Sayfa 20 (kültürsanat)

Haber başlığı: En güzel ezanı onlar okuyor

Haberin tamamı: [ Diyanet İşleri Başkanlığı, din görevlilerinin ezan, sala, kaside ve mevlidi en iyi şekilde okuması için koro oluşturdu. Açılan sınava başvuran 965 aday arasından seçilen 40 din görevlisi, Tasavvuf Musikisi Erkekler Korosu bünyesinde haftanın 5 günü 9 saat süren bir çalışmayla dini musikiyi makamıyla okumayı öğrendi. Başkanlığın girişimiyle Tasavvuf Musikisi Erkekler Korosu oluşturulması için sınav açıldı. Türkiye’nin dört bir yanından din görevlileri ve müftülerin başvuruda bulunduğu sınava 965 kişi girdi. Kocatepe Camii İmam Hatibi İsmail Coşar, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk Din Musikisi Öğretim Görevlisi ve koro şefi Fatih Koca, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile TRT sanatçılarından oluşan jüri, 13 gün süren titiz eleme sonucunda 40 din görevlisini koroya girmeye uygun

buldu. Sınavda nota bilgisinden çok adayların müzik kulağının olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılırken, camilerde görevli imam ve müezzinler tercih edildi. Daha sonra, Ankara’da günde 9 saat olmak üzere haftanın 5 günü eğitimden geçirilen din görevlileri, imam hatip İsmail Coşar’ın yanı sıra, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının da aralarında yer aldığı seçkin bir eğitmen kadrosuyla çalıştı. Koroya 6 konservatuar mezunu din görevlisi de seçildi. Bu eğitim çalışmasının ardından dini musikiyi makamıyla okumayı en iyi biçimde öğrenen koro, ayrıca ilahi, Bektaşi nefesi, Türk Sanat Müziği ve Mevlevi eserlerini de yorumlamaya başladı. Yurt içi ve yurt dışında düzenlenen etkinliklerde de yer alan koro, son olarak Bosna-Hersek’teki 498. Ayvaz Dede Şenlikleri’nde ilahileri yorumladı. ]

Bir cümlenin altını çizmekle ve “ne zaman aklımız başımıza gelecek ve ne zaman aşağılık kompeksinden kurtulacağız; ne zaman böyle müdâhalelere karşı îtiraz cesâretine erişebileceğiz?” sualleriyle iktifâ ediyorum. Bu altı çizili cümleden sonra, haber başlığına göz atmanız, acı bir tebessüme sebep olacaktır. İmam ve müezzinlerin ezan, ilâhî öğretim kurslarına, Devlet opera ve bale sanatçılarının öğretmen olarak davet edilmeleri kadar gülünç bir haberi çoktandır işitmedim!. Öğretmen olarak değil de dinleyici olarak dâvet edilselerdi gelirler mi idi?.. İşe adam mı? Adama iş mi? DAHA DA KÖTÜSÜ: TÜRK MUSİKİSİNE AŞAĞILAMA, HAKARET !..

ÖNEMLİ NOT:  Sayın Koro Şefi Fatih Koca’ya;  ZAMAN gazetesinde temâs ettiği Mahfel sürmesi ve Dînî Mùsıkîmiz konuları ile ilgili olarak bu web site’mdeki geniş açıklamalarımı bulup incelemesini tavsiye ve başarılarına duâ ediyorum.             

1 Eylül 2008 VAKİT sayfa 8’den :

TÜRKİYE’NİN EN GÜZEL EZAN OKUYANI YILMAZ

SİVAS – Diyanet İşleri Başkanlığı’nca düzenlenen “5. Türkiye Ezan Okuma Final Yarışması”, Sivas’ta yapıldı. Sivas Paşa Camii’nde düzenlenen yarışmaya, İlçe, İl ve bölge yarışmalarının ardından bölge birinciliklerini kazanan, Türkiye’nin çeşitli ilçelerinden 9 din görevlisi katıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı Din Hizmetleri Dairesi Başkanı Mehmet Bekaroğlu, imam hatipler ve müezzin kayyımlar arasında yapılan yarışmanın açılışında, ezanın, bildirmek, duymak, çağında bulunmak, ilan etmek anlamına geldiğini söyledi. Daha sonra, İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı’nın başkanlığını yaptığı yüksek secici kurul üyeleri tanıtıldı. İstanbul Eyüp Slahtarağa Elektirik Camii imam hatibi Sadullah Yılmaz’ın birinciliği kazandığı yarışmada, ikinciliği Kastamonu Hamidiye Camii müezzin kayyımı Sait Özdemir, üçüncülüğü ise Sinop Boyabat Akmescit Camii imam hatibi Abdülkerim Kasım Ağcakaya elde etti. Daha sonra yarışmaya katılan bütün yarışmacılara, derecelerine göre çeşitli ödüller veridi.

Hayretler içinde şunları yazıyorum :

Mevzù: Güzel sesli din görevlileri yetştirmek..

Yetkili ve sorumlu: DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

2 aydan daha az aralıklı 2 faâliyet… İlkinde; DEVLET OPERA ve BALESİ SANATÇTLARI DA eğitmen kadrosunda yer-alıyor.!?!?!?

İlgiliMakaleler:

  • İlgili Makale bulunamadı!..
Kategori: TÜRK MUSIKÎSİ  | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,  | Comments off