Seb’a-i Ahruf mùsıkî dizisindeki 7 ana perdeye mi işâret eder?

Son Güncelleme: Cuma, Temmuz 21st, 2017 | Kategori: SEB` A – İ AHRUF| Etiketler:  | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Seb`a-i Ahruf

mùsıkî dizisindeki 7 ana perdeye mi işâret eder?

 

G i r i ş :  İstanbul`da, 22.9.1982 ve 23.9.1982 tarihlerinde IV.Milletlerarası Türkoloji Kongresi`nde TECVÎD, TERTÎL ve TÜRK MÛSIKÎSİ USÛLLERİ  ve SEB`A-İ AHRUF başlıklı bir tebliğ sunmuşdum ve bu tebliğimin tamâmı Musiki Mecmuası Haziran 1987 tarih 417 numaralı sayısında yayımlanmıştı. Müzikologların anlayacakları tarzda yazılmış tebliğimin 2.ci bölümünü aynen sunuyorum..

 

Tebliğimin bu son bölümü bir ek mâhiyetindedir : Kur`ân-ı Kerîm`in tilâvetinde makam unsurunu pek kısa, fakat özlü olarak ele almak istiyorum: Kur`ân-ı Kerîm`in tertîlen kırâati(okunması) Müzzemmil sûresi 4üncü âyetindeki (rettil) emriyle bütün müslümanlara FARZ kılınmıştır. Tertîl, tecvîde riâyetle ve Tahkîk tarîkıyla (medd-i munfasılı 4 elif miktârı çekmekle) te`mîn olunur. (Âsım kırâati de böyledir.)  Cenâb-ı Hakk(c.c.) tarafından, Cebrâîl(a.s.) vâsıtasıyla Hazret-i Muhammed(s.a.v.) e nasıl tâlîm edilmişse, Kur`ân-ı Kerîm kırâati, hocalardan talebelerine mukaddes bir emânet olarak nakledilmiştir ve bugün de aynı şekilde okunmaktadır(Tevâtür, Mütevâtir…) Kur`ân-ı Kerîm okunuşunda, bugün, Türk Mûsıkîsi makamlarından bir kısmının kullanılmakda olduğu açık bir hakîkattir. Bu makamlı okuyuş ile makamların da mütevâtiren Asr-ı saâdetden zamânımıza intikàl ettiğine muhakkak gözüyle bakılmalıdır.  Tecvîd kitaplarında (edâ) yanında (sadâ)ya da yer verilmiştir. (Edâ) ile tecvîd kàidelerine işâret olunmuş; (sadâ) hakkında doyurucu bilgi verilmemiştir. Kur`ân-ı Kerîm`in 114 sûresinden 59`u içine dağılmış 318 âyetin (Tahvîl-i edâ, tahzîn-i sadâ) ile okunması, bu âyetler teker teker belirtilerek ve ehemmiyetle istenmektedir. Burada geçen (Tahzîn-i sadâ) tâbîrinden, hüzünlü makamlara geçki yapılması gerektiği anlaşılmakta, tatbîki görülmektedir.  Bu kısa ve iptidâî mâlûmâtı; din âlimlerimizi asırlar boyu meşgûl eden ve birbirinden ayrı 40 tefsîre sebep olan (Seb`a-i ahruf) yâni (Yedi Harf) meselesine  41inci bir görüş daha getirmek için vermiş bulunuyorum.            Bu ıstılàhın(terimin) geçtiği Hadîs-i şerîfleri şöyle özetlemek mümkündür : [ Cebrâîl(a.s.) Hz.Muhammed(s.a.v.)e, Kur`ân-ı Kerîm`i 1 harf üzerine okuması,okutması emrini tebliğ etmişdir. (Ümmeti için 1 harf üzerine okumanın güç olacağı) şeklindeki şefâatleri karşısında evvelâ 2 harf üzerine,   daha sonra 3 harf üzerine   ve   nihâyetinde 7 harf üzerine Kur`ân-ı Kerîm`in okunabileceğine Rabbimizce müsâade ve emir istihsâl olunmuştur. Bu değişikliklerin hepsi aynı anda yapılmadığından, mü`minlerden bâzıları  1 harf üzerine okumağa devâm ederken, 2, 3 hattâ 7 harf üzerine okuyanları Hz.Peygamber(s.a.v.)`e şikâyete, şikâyetçi ve şikâyetli olarak topluca gittiklerinde hepsini teker teker dinledikden sonra, (hepiniz de doğru okudunuz, 7 harf üzerine kadar okumağa mezunsunuz) cevâbını almışlardır. ]    Şikâyete gidenlerden hiçbirinin, (değişik bir lehce kullanıldığı veyâ yanlış telâffuz edildiği şeklinde beyanda bulunmadıkları ve şikâyete sebep olarak birtek kelimeyi misâl göstermedikleri) dikkat çekicidir.      Aynı Hadîs-i şerîflerde, (7 Harf)in –0kumayı kolaylaştırıcı- husûsiyetine ilâveten      -şifâ verici- hassasından da bahsolunmaktadır. (Bunlardan ne anladığımız ileride açıklanacakdır.)    Âlimlerin büyük ekseriyeti,  40 çeşit tefsirde bulunmalarına rağmen, (7 Harf)le (7 İmam) ve (7 Kırâat)in aynı şeyler olmadığı, (10 Kırâat)de de (Kırâat-i aşere`de de)  (7harf) üzerine okunabileceği hususlarında ittifak etmişlerdir.           Bu Hadîs-i şerîfleri Türkçeye TERCEME edenlerin hemen hepsi asıl metne sadâkat göstermemişler, El Ahrufu`s-seb`a, 7 harf veyâ (harf) tâbirini aynen zikretmeyerek kendi anlayışlarına göre (lehce, şîve, tarz..) gibi keimelerden birisini kullanmışlar ve (Arabca okumayı bilmeyenleri) yanıltıcı bir davranışda bulunmuşlardır. Halbuki TERCEME`de (harf) kelimesinin aynen verilmesi ve gerekiyorsa (lehce, şîve, tarz..) gibi terimlerin AÇIKLAMA, TEFSİR bölümünde yer alması daha doğru, ilmî olurdu.              (7 Harf)e âit Hadîs-i şerîflerde geçen (şifâ verici) ve (kolaylaştırıcı) tâbirlerini de yorumlayalım : Asırlarca önce İslâm memleketlerinde mûsıkînin şifâ verici hassasından faydalanıldığı târîhî bir gerçekdir.       (Kolaylaştırıcı) tâbirine gelince.. 1 harf (1 ses mi yoksa 1 makam mı murâd olunduğu ileride tartışılacakdır!) üzerine kırâatin bilhassa uzun sûrelerde hem okuyana hem dinleyene zahmet vereceği açıkdır. 1 yerine 7 harf elbette kolaylaştırıcıdır.      6 veyâ 9 harf yerine 7 harfin kâfî görülmesinde büyük hikmet vardır!..   Evvelce kullanılan (ilm-i ŞERÎF-i mûsıkî) deyiminin de bir sebebi olsa gerekdir.   Netîceten, (Seb`a-i ahruf) veyâ (El Ahrufu`s-seb`a) tâbirinin bir (mûsıkî terimi) olarak kabûl ve değerlendirilmesi gerektiği şahsî kanâatindeyim.   (Harf) terimi ile ses(perde) mi, yoksa makam mı kasdolunmuşdur?..  Önce şunu araştıralım: 1 harfi 1 ses(perde) kabûl etsek, acaba 1 nota üzerinden kırâat mümkün olabilir mi?.. Bu sorunun cevâbı, şaşırtıcı da olsa (Evet!)dir. Şimdi size, teypden tek nota(harf) üzerinden okunmuş (Nâs) sûresini dinletiyorum. Bu sûre Mushaf’ın son(114üncü) sûresidir; kısa sûrelerdendir.. 6 âyetden ibâretdir. Ehemmiyetine binâen belirteyim ki, kàri`, benim istirhâmım üzerine (1 harf üzerinden) okumamışdır; bir câmîmizde tesbît ettiğim(teype aldığım) (aşere kırâat)i bilâhare incelerken dikkatimi çekmişdir.(Bu tek ses üzerine kırâatde mordant, Trille, appogiatüre gibi –çarpma çeşitleri- kullanılarak yeknesaklık giderilmektedir. Fakat bu da ancak kısa sùreler için söz konusudur.)   O halde 1 harf 1 perdeye; 2 harf 2 perdeye; 3 harf 3 perdeye tekàbül etmektedir ve 2 perdede kırâat Muhterem hocamız Kemal İlerici`nin (Türk Musikisi ve Armonisi)isimli eserinin baş tarafında incelediği ve kadîm halk ezgilerimizden örneklendirdiği (Tek Bölge Çalışması), 3 perdede kırâat se (Çift Bölge Çalışması) deyimlerine tamâmen uygun düşmekdedir.  harf(7 ses, 7 perde) ye gelince.. 7 ses ise bir makàmın tam olarak teşkîli için yeterlidir. (2`li aralıkda sonsuz sayıda çeşitli ses mevcûd olup, bunlardan belirli bir ses sistemine dâhil olan pek azına –perde- denmektedir.)

 Hülâsâ edersek; Hadîs-i şerîflerden şahsen çıkardığım mânâya göre          (El Ahrufu`s-seb`a  – Sebà-i ahruf – 7 harf) bir mûsıkî terimidir ve Kur`ân-ı Kerîm kırâati; 1 harf karşılığı (Tek ses çalışması),  2 harf karşılığı (Tek bölge çalışması), 3 harf karşılığı (Çift bölge çalışması), 7 harf karşılığı (bir makàmın bütünüyle kullanılabilmesi) şekillerinde olabilecekdir. (Buradan, tilâvetde, seyir sâhası 1 oktavdan fazla makamlar istîmâline cevaz olmadığı netîcesi de çıkarılabilir.)           Alfabetik notasyon çok eski devirlerden beri mâlûmdur; dedelerimiz de sesleri, perdeleri Arab harfleriyle göstermişlerdir (Ebced notası.)                    [[       ÇOK ÖNEMLİ İLÂVEM(09.04.2013) > Tek ses üzerinde şarkı okunduğuna misâl: You Tube'de "Söyle niçin benden kaçtın" ı tıklayınız ve oradan "Bimen Besteleri Faslı -2-"ye geçiniz. Bu fasıl  22 dakika 41 saniye sürmektedir. Bimen Şen'in "Söyle niçin benden kaçtın" diye başlayan Şehnâz şarkısı 9 dakika 37. sâniyede başlamaktadır. Fasılda, ikinci ses, zarùrî çarpmalar yaparak, şarkıyı tek perde üzerinde okumaktadır. You Tube'deki bu kayıt, şu plaktan alınmadır: Erenler Plakçılık  BİMEN ŞEN / Yönetim: Kemal Gürses / Yapımcı: Kerem Güney / Ses kaydı : Stüdyo Sürat / Ses Mühendisi: Yılmaz Örten / Kapak Düzeni: İbrahim Bagatur / Fotoğraf:  Stüdyo Yaşar / Bir Sürat Reklam Ajansı Yapımıdır. / Elif Plak Merkez Büro: İMÇ 6. Blok No. 6318 Unkapanı İstanbul  / SÖYLE NİÇİN BENDEN KAÇTIN  Söyle niçin benden kaçtın – yüreğime ateş saçtın – canım canım sen cananımsın – hasılı mehitabımsın – seni her dem ben ararım – hem ararım hem yanarım – leylâ değil mecnun gibi – cacanımı ben ararım. PLAK ÜZERİNDEN: Erenler A – Stereo L.P. 1978  1-Firkatin aldı 2-Yıllar ne çabuk geçti 3-Acaba şen misin  4-Söyle niçin benden kaçtın  5-Al sazını eline(Kapakta:Al sazını sen sevdiceğim) 6-Bir haber ver ey saba 7-Durmadan aylar geçer 8-Beni her görüşte 9- İçtim suyunu  Yöneten:Kemal Gürses  ERENLER B  1- Sun da içsin (……)  ]]                Seb`a-i ahruf hakkında kısa bibliyografya :     1) Sahîh-i Buhârî Muhtasarı – Tecrîd-i sahih tercemesi ve şerhi (Diyânet İşleri Başkanlığı yayını ) : Cilt 9 (1946) s-33, Cilt 2 (1972) s-230,238,243,244.             2) Kur`ân-ı Kerîm`in Nüzûlü ve Kırâati (1981) İsmail Karaçam                        3) Tecvîd İlmi (1972)  Celâleddin Karakılıç   s-50,163,167…

 

 
     Bu tebliğ hakkında geniş açıklamalarım:  (23.09.2006)

 

a)    Diyânet İşleri Başkanlığı`na sunduğum 25 Kasım 1982 tarihli dilekçemden:

[ İlgi emirleriniz üzerine, arşivimdeki orijinalinden kopya ettiğim bir kaseti ilişikte sunuyorum.   Kasetin baş tarafındaki açıklamam, kendi sesimden kaydolunmuştur: ( ….. )  Bu band, 22 Ağustos 1982 Pazar günü öğlen namâzını müteâkip tarafımdan Fâtih câmi-i şerîfinde doldurulmuştur. Önlü-arkalı 2 kasette kırâat, 3.cü bir kasetin 1 yüzünde de duâsı bulunmaktadır. Bu hususda 25.8.1982 tarihli Yeni Nesil gazetesinde tafsîlât vardır. Tebliğim ve iddiâm ile ilgili bölüm Nas Sûresidir. Bu îtibarla, bu açıklamamı müteâkip, sözü geçen Sûreyi, tedkîkinde kolaylık sağlayacağı mülâhazası ile 3 def’a, tekrâren kaydediyorum. Ve kasetin diğer bölümlerinin boş kalmaması, bu kubbede bir hoş sadâ olarak bâkî kalması için sözü geçen 3 kasetden, sıra gözetmeden nakıllerde bulunuyorun. ….. ]

 

b)    25.8.1982 tarihli Yeni Nesil’de çıkan yazının tamâmı:

[ Fatih Dülgerzâde Kur’an kursunda hatim duası yapıldı.    Bünyamin Ateş. Uzun zamandan beri İslâmî bir an’aneyi devam ettiren Fatih Dülgerzâde Kur`an kursunu bitiren iki hâfız için takrip, beş hâfız için de hıfz hatm-i şerifi Pazar günü öğle namazını müteakip Fatih camiinde yapılmıştır.

     1950`den sonra Dülgerzâde Kur`an Kursunda talebe okutmaya başlayan Kesik Ayak Serezli Hacı Hafız İsmail Efendi pekçok talebeye hıfzını tamamlatmış, pekçok talebeye talim, aşere ve takrip okutmuştur. Merhumdan icazet alan şimdiki Dülgerzâde Kur`an Kursu öğretmeni H.Mikdat Temiztürk bu İslâmî an`aneyi hocasının yolunda devâm ettirmektedir.   Çok sayıda talebeyi şimdiye kadar çeşitli seviyelerde okutan Temiztürk hoca ilk takrip hatm-i şerifini Pazar günü Fatih Camiinde yaptırmıştır. Reisü`l-Kurra Gönenli Mehmed Efendinin riyasetinde icra edilen Murad Paşa Camii Kırkağaçlı Hacı Hâfız Yusuf Armağan ve Bursalı Hâfız Mustafa Özkök`ün takrip hatm-i şeriflerine H.Abdurrahman Gürses, İstanbul Müftüsü Selâhaddin Kaya, Fatih Müftüsü Halil Güler ve çok sayıda meşhur hâfızlar ve seçkin davetliler katılmışlardır. Merasimden önce davetlilere kursta bir yemek verilmiştir. Öte yandan iki hâfız için tertiplenen takrip hatm-i şerifi ile birlikte yine Dülgerzâde Kur`an Kursunda hıfzını tamamlayan 5 talebe için de hıfz hatm-i şerifi yaptlmıştır. Merasimden sonra Hâfız Abidin Şentürk, Hâfız Mustafa Gükmen, Hâfız Mürsel Arslan`a icazetleri verilmiştir. Bu arada Dülgerzâde Kur`an Kursu ve Cami-i şerifi tamirde olduğu için kurs, Fatih külliyesine dahil bir binada geçici olarak hizmete devam etmektedir. Esas kursun tamirinin bitmesinden sonra kendi binasına taşınacak olan Dülgerzâde Kur`an Kursundan tatile girmeden önce 48 talebenin okuduğu, bunlardan beşinin kıraat talebesi olduğu, 13`ünün hafızlık diploması aldığı ifade edilmiştir. ] Fotoğraf altındaki yazının tamamı: [ HOCALARI VE TALEBELERİ – Fatih Dülgerzâde Kur`an Kursunu bitiren 2 talebe için takrip, beş talebe için hafızlık hatm-i şerifi Pazar günü Fatih Cami-i Şerifinde yapıldı. Fotoğrafta Kur`an Kursu hocası (soldan üçüncü) Hafız Mikdad Temiztürk, Temiztürk`ün sağında takrip hatm-i şerifi yapılan Muratpaşa Camii İmam-hatibi Hacı Yusuf Armağan, solunda ise Bursalı Hâfız Mustafa Özkök ve hafızlık hatm-i şerifleri yapılan Hâfız Abidin Şentürk, Hâfız Mustafa Gökmen, Hâfız Enver Kılıç, Hâfız Hulusi Kara ve Hâfız Mürsel Arslan görülüyor. ]

    

c)     T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı`nın 7 Aralık 1982 tarih, 1770 sayılı yazılarından: [ ….. Söz konusu tebliğinizde de işâret edildiği üzere, Kur`an-ı Kerim`in yedi harf üzere indirildiğini ve bu yedi harften her biri ile kıraatin câiz ve doğru olduğunu beyân eden hadis-i şeriflerdeki “el-ahrufu`s-seb`a” terimi, İslâm bilginlerince değişik şekillerde anlaşılmış ve açıklanmıştır. Çünkü bu konudaki rivâyetlerde yer alan bilgiler, bu tâbir ile ne kasdolunduğunun açık ve kesin olarak anlaşılmasına yeterli değildir. Ancak, bu konudaki hadis-i şeriflerin vurûd sebepleri, yâni Resûlüllah (s.a) Efendimizin bu sözleri söylemesine sbep olan olaylar, konu ile ilgili diğer rivâyetler ve bu rivayetlerde yer alan örnek ve unsurlar, -“el-ahrufu`s-seb`a” tabiri ile ne kasdedidiğinin açık ve kesin şekilde anlaşılması için yeterli değil ise de, – bunun kesinlikle bir musikî terimi olmayıp, Kur`an-ı Kerim`in bazı lâfızlarının hareke, irâb, teleffuz, iştikak, kök, yapı ve lehce… gibi hususları ile ilgili olduğunu isbata yeterlidir(X).  Nitekim, bu konuda, -tercemesi ilişikte sunulan bir inceleme yazısının tetkikinden de anlaşılacağı üzere, – İslâm bilginlerinin açıklamaları da hep aynı yönde olagelmiştir.

Bu itibarla, bir hekim ve musikişinas olarak, Kur`an-ı Kerìm`in tecvid ve kıraati gibi hususlarla ilgilenmeniz memnûniyet verici görülmüş ise de, “el-ahrufu`s-seb`a” konusunda ileri sürdüğünüz görüşe katılmak mümkün görülmemiştir.   Bilgilerinizi rica ederim.    BAŞKAN ADINA İrfan YÜCEL  Din İşleri Yüksek Kurulu  Bşk.V.  EK: 1- Bir adet kaset 2- 23 sahife yazı ]    23 Sahîfe yazı hakkındaki NOT`um: Yazının başlığı: Kur`an Tarihinde Yedi Harf Meselesi   Yazan: Dr. Abdu`s-Sabûr Şâhin  Çeviren: Tayyar ALTIKULAÇ

(X) (18.Eylül.2009:) Diyânet İşleri Başkanlığı yazılarında " …. Kur'ân-ı Kerim'in bâzı lâfızlarının hareke, irab, teleffuz…" denmekte ise de, Hadîsi şerif'de "bazı lafızlar" kısıtlaması yapılmamakta ve Kur'ân-ı Kerîm'i "7 harf üzerine kadar" okumaya mezunsunuz; buyurulmaktadır. Bu da, nâçiz görüşümü destekleyen önemli bir hususdur. Âlimlerimizin takdirlerine arz ediyorum.   

d)    T.C. Diyânet İşleri Başkanlığı`nın 7 Aralık 1982 tarih, 1770 sayılı yazıları karşısında (yeni) düşüncelerim:(23.09.2006)

          [ (Seb`a i ahrûf=7 harf), musikideki 7 ana sese işâret eden  bir müzik terimi midir?. ] şeklindeki cümlemin noksan ve dolayısıyla muğlâk oluşu, yazdıklarımı okuyan âlimlerimizin îtirazlarına sebep olmuştur. Şâir ne güzel demiş:

            Nakl ü takrîre göreee dâvâyı;

Şeyhü`l-islâââm verir fetvâyı!..

          Dünyâda çeşit çeşit müzik vardır. (Müzik terimi) derken, her hâlde Türklerin  İslâmiyet öncesi 5 sesli (pentatonik)  müziği kasdedilmemiştir; Batı`nın(Hıristiyan ve Mûsevîlerin) 12 sesli “müzik” terimi de kasdedilmemiştir. “Türk Mùsıkîsi” denen musikinin kökenini, mâhiyetini anlamak için müzikolog ve din âlimlerimizin; bu site’de  kayıtlı, Selçuk Üniversitesi konferansımı incelemeleri gerekir. Burada şunları söyleyeceğim:

MÜZZEMMİL Sûresi 4üncü Âyetindeki “Rettil” emrinin tahakkuku için: Tecvîdin “tefhîm – terkîk” sıfâtlarının ve “tahvîl-i edâ – tahzîn-i sadâ” yollarının ortaya çıkardıkları kalın ve ince ses derecelerinin(perdelerin) toplamı olan mùsıkî sistemi; Türkler tarafından (Rauf  Yektâ, Hüseyin Sâdettin AREL, Dr.Suphi EZGİ, Ord.Prof.Dr.Sâlih Murat UZDİLEK)  tedvîn edildiğinden, teberrüken Türk mùsıkîsi sistemi olarak tesmiye edilmiş ise de; aslında “İslâm Mùsıkî Sistemi”dir. İşte bu sebepledir ki, asırlarca önce “İlm-i şerîf-i mùsıkî” diye anılmıştır. [ “İlm-i şerîf-i şi’r”, “… … hatt”, “… … mîmârî” gibi terkîb ve tavsifler görülmemiştir. ]  Gene bu sebepledir ki, “tefhîm ve terkîk sıfâtları aynı harfde  bir arada olamaz” tecvîd kàidesi sonucu olarak, teberrüken Türk mùsıkîsi denen İslâm mùsıkîsi, çoksesliliği(polifoniyi) aslà kabùl etmez!..(**)

 

Bir iddiâ da şöyledir :

[[Eşit olmayan 24 aralıklı Arel-Ezgi-Uzdilek dizisi; Pythagoras dizisidir. ]]

       Arel-Ezgi-Uzdilek dizisinin ne şekilde elde edildiğini Hüseyin Sadettin Arel şöyle anlatmaktadır: (( 96.- Yirmi dört sesi doğrudan doğruya tabiatten istihsal etmek en sağlam yoldur ki o da: Kaba-Çargâh’dan itibaren tize doğru 12 tane tam dörtlü ve on bir tane tam beşli(4) almaktan ibarettir. ….  ….  Şu suretle Kaba-Çargâh’dan itibaren tize doğru on iki tane tam dörtlü almakla on iki ses bulmuş olduk: Kaba Çargâh, Kaba Nim Hicaz, Kaba dik hicaz, Kaba Nim Hisar, Kaba Dik Hisar, Acem Aşiran, Irak, Dik Geveşt, Nim Zirgüle, Kürdi, Segâh, Dik Buselik.

Kaba-Çargâh’dan itibaren on bir tane tam beşli alalım: Kaba Çargâh, Kaba Hicaz, Yegâh, Kaba Hisar, Hüseyni Aşiran, Dik Acem Aşiran, Geveşt, Rast, Zirgüle, Dügâh, Dik Kürdi, Buselik.

98.- …. …. on bir beşli ile on iki dörtlüden yalnız Türk mùsıkîsinin sesleri ve aralıkları doğmakta ve başka hiçbir şey doğmamaktadır.

(4) Daha ziyade dörtlü veya beşlinin alınmaması hayret edilecek kadar dahiyane sebeplere müsteniddir. Bu noktayı incelemek isteyenler Ord.Prof. Salih Murad Uzdilek’in “Türk Musikisi Üzerinde Etüdler” adlı kitabında 32inci ve müteakip sahifelere bakabilirler. )) Bu bilgiler, H.Sadettin Arel’in, Musiki Mecmuası 1 Ekim 1948 tarih Nu. 8’deki “Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri”nden alınmıştır.

Prof.Dr.M.Cihat CAN’ın, “Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt 21, sayı 2’de çıkan makalesinin ÖZET’inden: [[ Müzikte tam beşli zincirleri ve Pythagoras dizileri: Pythagoras ses sistemi doğal tam beşliler yoluyla elde edilmektedir. Tam beşli zincirleri, tekrarlamadan ve kapanmadan, içerisinde herbir sesin yalnızca bir kere yer aldığı sonsuz bir nota serisi sağlamaktadır. Eskiden beri müzikte ses sistemi oluşturmada tam beşlilerden faydalanılmış ve değişik tam beşli zincirleriyle farklı Pythagoras dizileri elde edilmiştir. …. ]]

Sözü uzatmadan belirteyim: Pythagoras nota serileri, dizileri sonsuz sayıda olduğuna göre, bütün diziler ve bu arada Türk Mùsıkîsi Dizisi de elbette bunlardan birisi olacaktır. “Türk mùsıkîsi perde sayısı olan 24, (aritmetik dizi)den aparılmıştır” demekle, “Türk mùsıkîsi sistemi Pythagoras’dan alınmıştır” demek; ‘gülünç birer aldatma olmaları yönünden’ birbirine eşittir.  

       

Selçuk Üniversitesindeki konferansımdan bir bölüm :

Tecvîdin asıl konusu ve gereği; Arap harflerinin ve sonucunda da Arapça olan İslâmî ibâdet metinlerinin doğru telâffuzunu sağlamak ve bunun için de, özellikle harflerin oluştukları yerlerle(mahreçlerle) sıfâtlarını öğrenmektir.

Ses; hançerede(larenks’de) bulunan ve “ses telleri” dendiği hâlde 2 ses kıvrımından ibâret oluşumdan çıkar. Harfler ise, sesin, “mahrec”  denen yerlerde vasıflandırılması, farklılaştırılmasıyla meydana gelir.

Arap alfabesindeki hepsi de sessiz 28 harf; yutağın(farenks’in) alt bölümü geniz, dil(kökü ve arka, orta, uç bölümleri), yumuşak damak, sert damak, kesici dişler ve dudakların tek başına veyâ konbine görevlendirilmesiyle işitilir.

Bir harfin işitilme süresi 1/10 sâniye kadardır; ne kadar uzatılırsa uzatılsın, geri kalanı, onu işittiren sesli harfdir(Arapçada hareke’dir.)

Harflerin oluştuğu noktalar(mahrecler), genizden dudağa doğru olmak üzere aşağıda gösterilmiş ve mahrecleri birbirine yakın harfler parantez içine alınmıştır: (Ayın, ha, he, hı, gayın) , (kaf, kef) , (cim, şın) , (sad, dad) , (sin, ze) , (tı, dal, te) , (zı, zel, se) , (rı, lâm) , (nun, fe, vav, be, mim).

Harflerin 40’dan fazla sıfât’ı vardır. Her harfde bu sıfatlardan 7 ilâ 10’u birarada bulunur. Konumuzla çok yakından ilgili olanlar tefhîm , terkîk sıfatlarıdır. Tefhîm; kırâat, tecvîd terminolojisinde bir harfi kalın okumak demektir. Kalın okunabilen harflerden 7’si olusad, dad tı, zı, hı, gayın, kaf , dilin damağa yükseldiği anda çıkarlar(isti’lâ harfleri) ve bunlardan ilk dördü dilin damağa yapıştığı esnâda meydana gelirler(idbâk harfleri) ve diğer 3 isti’lâ harfinden daha da kalındırlar. Ayrıca,  belirli bâzı şartlarda ve lâm harfleri de kalın okunurlar. Bu harflerin kalınlık dereceleri aynı olmadığı gibi, herbiri, hecelendiriliş şekillerine göre 5 kalınlık derecesi arzederler. Bu 5 derecenin meydana gelişi, kalından inceye doğru, tecvîd terimleri kullanılmayarak şöyle gösterilebilir: tâ, ta, tu, tuş, ti. (Kalından inceye doğru 5 derece: 1.Kalın harfin elifli-fethalı oluşu, 2.Elifsiz-fethalı oluşu, 3.Madmûm oluşu, 4.Sâkin oluşu, 5.Meksûr oluşu.)

         Arap alfabesindeki 7 harf ile bâzı şartlarda diğer 4 harfin kalınlık derecelerinin birbirine yakın oluşu, ilâveten ince okunması gereken harflerin de bulunuşu  İslâm mùsıkîsindekideki küçük aralıkları(mikro aralıkları) ve perde sayısının Pentatonik müziğe, Batı müziğine göre fazla oluşunu, aralıkların birbirine eşit olmayışını îzâh etmektedir.

            Günümüze gelen mùsıkî sistemlerinin hepsi; dinlerin/dînî inançların kutsal saydıkları dillerin fonetiğinden meydana gelmiştir. Biz Türklerin ataları dinlerini değiştirdikleri zaman 5 perdeli pentatonik) müziği terkederek İslâm dîni ile birlikde; onun tecvîdinin uygulaması olan, 5 vakit ezanla beyinlerine nakşedilmiş 24 perdeli İslâm mùsıkîsi’ne yöneldiler, yüceldiler; Bulgar Türkleri ise, Hıristiyanlığı, müziğiyle birlikte almışlardı… Prof.Dr.Henry Glassie: San’at dînin çiçeğidir! der… (***)

 Asrîliği(çağdaşlığı) teknolojide değil de sosyolojide gören marksistler 1945’ lerden îtibâren edebiyâtımızı, şiirimizi, mizâhımızı, ahlâkımızı ve zevkimizi değiştirmek, alt-üst etmek için ellerinden geleni yaptılar, kısmen de muvaffak oldular. Dînimizi kalbimizden çıkaramayacakları içindir ki mùsıkîmizi değiştiremiyorlar. Mehmed Âkif merhûmun: “Şu ezanlar ki şehâdetleri dînin temeli” mısraında geçen “ezân”ın lâfzî değeri yanında tefhîm-terkîk’e bağlı akustik husûsiyyeti, değeri de unutulmamalıdır.

(Visited 13 times, 1 visits today)

İlgiliMakaleler:


RSS 2.0 ile yeni eklenen yorumları takip edebilirsiniz. Both comments and pings are currently closed.

Comments are closed.