ŞERÎAT – TARÎKAT – TASAVVÙF İLİŞKİSİ

Son Güncelleme: Cuma, Temmuz 21st, 2017 | Kategori: TASAVVÛF| Etiketler:

HATIRLATMA :

       Birinci Bölümde verilen bilgilerle Tasavvùf'un şümùllü(kapsamlı) bir ta’rîfini yapmak mümkün değildir; çünkü yalnızca sünnî inanışlar, görüşler dikkate alınmıştır.

 

Bu bölümde verilen örneklerin başlıcaları, şu değerli 3 eserden seçilmiştir:

 

                  ULUDAĞ (TASAVVUF TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ Prof.Dr.

                                    Süleyman ULUDAĞ, Marifet Yayınları, İst.1995)

               KIRKKILIÇ (Başlangıçtan Günümüze TASAVVUF Doç.Dr.

                                     Ahmet KIRKKILIÇ, TİMAŞ Yayınları, İst.1996)

                 AKAY (İSLÂMÎ TERİMLER SÖZLÜĞÜ, Dr.Hasan AKAY,

                                    İslâm Bilgi Merkezi Yayınları, İst.1991)

 

            Tasavvûfun lehinde ve aleyhinde çok yazılmış, konuşulmuştur.

 

       LEHİNDE  YAZILANLARDAN  (bunlar, GİRİŞ bölümünde de mevcuttur):

          [Tasavvûf baştanbaşa edebdir..  Kötü huyları terk edip güzel huylar edinmektir..  Kimseden incinmemek, kimseyi incitmemektir.. Nefse karşı girişilen ve barışı olmayan bir savaştır..  Herkesin yükünü çekmek, kimseye yük olmamaktır..  Bütün mensuplarının birbirini dost ve kardeş tanıdığı bir birliktir..  Hak ile birlikte ve O’nun huzûrunda olma hâlidir..  Hakk’ın seni senden öldürmesi ve kendisiyle yaşatmasıdır..  Keşf ve temâşâ hâlidir.. Temiz bir kalb ve pâk bir gönül sâhibi olmaktır..  Nefsinden fânî, Hakk ile bâkî olmaktır..  Kâmil insan olmaktır.. Hakk’a ermektir(ermiş olmaktır.) (ULUDAĞ)]

 

ALEYHİNDE SÖYLENENLERDEN

          1) "Ceviz Kabuğu"  atv 28.4.2002

 

                İ.N.: Fazlurrahman ciddî bir araştırmacıdır..   Fenâfillâh derecesine ulaşılınca namâz yoktur..  Mevlânâ Moğol casusudur, ajanıdır..  Tasavvûf; Kur'ân'la, İslâm'la bağdaştırılamaz.. Fazlurrahman çok değerli bir adamdır; müslümanların geri kalmasına sebeb olmuştur, der..

 [ NOTUM: Kur'an'la, İslâm'la bağdaştırılamayan ve müslümanların gerilemesine sebeb olan tasavvûf, bid'at ehlinin tasavvûfudur!.. ]

 

               Prof.Dr.M.B.(tlf.la): Şems-i Tebrîzî bir Kalenderî idi. Şems ve müridleri, Hazret-i Mevlânâ Moğolların ajanı idi (İbn-i Bibi'den..). Kayseri'yi, Moğollar, Şems-i Tebrîzî'nin ve müridlerinin ihânetiyle işgàl ettiler; katliâm yaptılar.. Şems-i Tebrîzî'yi, Makàlâtında Moğolları över..  Barak Baba da bu Kalenderîlerden idi. Mevlânâ Fîhi Mâ Fîh'de Moğolları tutar. Mevlânâ; Mısır'a (Hülâgû Han'dan kaçan) halîfeyi Mesnevîsinde  (Mısır Halîfesi bahsinde) hicveder. Mevlânâ; Hulûliyye inancındadır.. Dîvân-ı Kebîr Mevlânâ'nın eseri değildir; bu Dîvân-ı Kebîr içindeki şiirlerin ancak yüzde 30-40'ı Mevlânâ'nındır. Dîvân-ı Kebîr içinde 18 şaire ait şiirler vardır.  Mevlânâ; Hacı Bektâş'a, Sadreddin Konevî'ye hakàret etmiştir.     Mevlânâ'nın fikirleri, emperyalizme fayda sağlar;     dün Moğolları savundu, bugün de felsefesi emperyalistlerin işine yaramaktadır ve Batılılar, bundan dolayı Mevlânâ'yı severler. Mevlânâ, İran tasavvùfunu Anadolu'ya yaymıştır. Mevlânâ; oğlu Alâeddin Çelebi'yi Moğollara karşı çıktığı için öldürtmüştür. Mevlânâ; seyr-i sülûkî-i enfüsî felsefesine sâhipti.      Mevlânâ; Mesnevîsinde, Fahrettin Razi'ye (akılcı olduğu için) hakaret etmiştir.

         N O T U M :

      Bir Mevlevî muhibbi olarak; yukarıda yazılanların, Fars Dili ve Edebiyâtı dalında doktora yapmış kişilerce cevaplandırılmamış olmasından dolayı üzüntülüyüm. ANCAK; ilerlemiş yaşım ve kalp hastalığım sebebiyle, araştırma yapamadan, elimin altındaki üç eserden kısa alıntılar sunabiliyorum :   Üç eser ve kısaltılmış isimleri :  ANS (Türkiye Diyanet Vakfı İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ Cit:9'da "İBN BÎBÎ maddesi);   KİTAP (Mevlânâ Celâleddin, Abdülbâki Gölpınarlı, İnkılâp Kitabevi, 1952);  DERGİ (Tarih Coğrafya Dünyası 15.12.1959 Cilt 2, Sayı 12'de A.Gölpınarlı). [ İbn Bîbî,( … )( … ) ancak çağdaşı olduğu halde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Hacı Bektâş-ı Velî gibi meşhûr sîmâlardan bahsetmemiştir. ANS. sayfa:381 sütun:1 ]      ;       [ II – DİVAN-I KEBİR Mevlânâ’nın şiirlerinden meydana gelen bu büyük dîvânın BASMAnüshasına Mevlânâ’ya aid olmıyan şiirler karışmıştır. Bedi’-uzzaman firûzan-fer, bu şiirler arasında Sultan Veled’in, Şems-i Tabesî’nin,Şems-i Maşrıkıyn’ in, hattâ Cemâleddin Isfahânî ile Enverî’nin şiirleri bulunduğunu kaydetmededir (s. 159 – 168 )  ( ….. ) KİTAP s.267;     [ Mevlânâ Celâleddîn’in  Karaman’da  Hâce  Şerefeddin  Semerkandî’nin  kızı Gevher Hâtun’la evlendiğini biliyoruz.   Büyük oğlu Sultan Veled’le ortanca oğlu Muhammed Alâeddin, Gevher Hâtun’dan doğmuştur. Gevher Hâtun’un ölümünden sonra Konyalı İzzeddin Alî’nin kızı Kerrâ Hâtun’u aldı.      Bundan da Emir Muzaffereddin Âlim Çelebi ve Melike Hâtun doğdu. ( … ) KİTAP s.135 ]   [ Mevlânâ’nın evlâtlığı  Kimyâ ile evlenmiş olan Şems’in aleyhinde bulunanlara,Mevlânâ’nın ikinci oğlu Alâeddin de katılmıştır. Sonucu 645 Şâbanının 5.günü (5 Aralık 1247) içlerinde Alâeddin’in de bulunduğu yedi kişi, Şems’i öldürmüşler, cesedini bir kuyuya atmışlardır. Bunu haber alan Sultan Veled, gece vakti cesedi kuyudan çıkartmış ve şimdiki mezarına gömmüştür.(Şems’e âit olan sandûkanın altında,Selçukdevrinin zîr-i zemîn dedikleri asıl merkad ve kireçle sıvanmış sandûka, Mevlânâ Müzesi Müdürü Mehmet Önder tarafından bulunmuştur. DERGİ)   Şems’in şehâdeti 1247 Aralık ayının beşinci Perşembe günüdür (5 şâban 645) ve Eflâkî’deki bir rivâyete göre bu târîh, Kimyâ’nın ölümünün yedinci günüdür. Burada, Alâeddin Çelebi’nin Şems aleyhinde bulunmasının, Kimyâ’yı sevmesi ve onu almak istediği hâlde kızın Şems’e verilmesi yüzünden meydana gelebileceğini de bir ihtimâl olarak kaydedebiliriz. KİTAP s.84 ]   [ Şems’in şehâdetine karışması, Mevlevîlerce Alâeddin Çelebi’nin ve soyunun anılmamasına sebeb olmuş,   böylece bu soy,  unutulup gitmiştir. KİTAP s.136 ]  [Alâeddin 1262’de ölmüştür ( 660 şevvalinin sonları). Eflâkî’ye göre Mevlânâ, Alâeddin’in namâzını kılmamış, cenâzesinde bulunmamıştır. ( … )  KİTAP s.92 ] NETİCE :   Elimizdeki bulgular/deliller/karîneler, Alâeddin Çelebi'nin; "Şems-i Tebrîzî'nin katline azmettirmek"le suçlandığı şeklindedir. Cenâze namâzına babasının katılmaması da, karînelerden biridir. Sayın târîh profesörü; Alâeddin Çelebi'nin vefâtına (iddiâsına göre babası emri ile katline) sebep olarak "Moğollara karşı çıkmak"ı, tv ekranında haykırmak yerine, delillere dayalı yayın yapmak mecbûriyyetindedir. HACI BEKTÂŞ-I VELΠ –  Hz.Mevlânâ  ilişkilerinden, KİTAP'ın 98,  99, 151, 227, 235, 236, 237, 238inci sahîfelerinde bahsedilmektedir ve hiçbir hakàret yoktur. Sayın Profesör, iddiâsını isbatlamalıdır. SADREDDİN KONEVÎ – Hz.Mevlânâ ilişkilerine gelince.. Sadreddin  Konevî; İbn-i Arabî'nin üvey oğludur(s.19).     s.126,127'den iktibas:

[ ….  Mevlânâ ateşler içinde idi. …  Birgün Şeyh Sadreddin ziyâretine gelmiş, şifâlar dilemişti. O bir an bile durmıyan tefekkür kaynağı bundan sonra, şifâ sizin olsun dedi, sevenle sevgili arasında zardan bir gömlek kaldı. Nûrun nûra kavuşmasını istemez misiniz? Ve bu gazeli söylemiye başladı: “İç âlemde nasıl bir pâdişâhla oturup kalkmadayım, ne bilirsin sen!             Çi dânî tù ki der bâtın çi şâhî  hemnişin dârem / Ruh-i zerrîn-i men menger ki pây-ii âhenin dârem …. ” Pâdişâhlar gibi yaşıyan Sadreddîn, yoksul Mevlânâ’dan duyduğu sözleri düşüne düşüne, onun mânevî saltanatının bu canlı kudretini içten duya duya, başı önünde, yanından çıktı. Bu ufacık, bu pek basit, bu kırık dökük eşyâlı evde,  kendi hânkàhındaki kapıcılar, hadımağaları, perde çavuşları … yoktu. ]             s.128’den: [ Sadreddîn ileri geçti, namâzını o kıldıracaktı. Öyle vasiyyetetmişti Mevlânâ. Tabutun önüne geldi, tekbîr alır almaz hıçkırıklarla kendinden geçti, yere yığıldı. Kadı Sırâceddîn ilerledi, namâzı kıldırdı. (Mevlânâ’dan bir yıl sonra da Sadreddîn ölmüştü s.233) ].      NETİCE olarak:  Sayın Profesörün, Sadreddîn Konevî'ye hakàret edildiğinin delîlini  göstermesinden sonra tartışma başlayabilir ve kendisini buna dâvet ediyorum! Söz konusu KİTAP'ın, Sadreddîn Konevî ile ilgili 19, 20, 51, 52, 64, 74, 75, 122, 126, 217, 220, 232, 234, 238, 240ıncı sahîfelerinde hakàretâmiz bir beyân, davranış mevcut değil. Başka       kaynaklarda varsa sayın hocanın, alıntılarla belirtmesi gerekir. Cenâb-ı Hakk'ın her yerde hâzır ve nâzır olduğu inancı ile Hulûliyye'yi birbirine karıştırdığı anlaşılmaktadır.

        Seyr-i sülûkî-i enfüsî; nefsi terbiye metoduyla insân-ı kâmil olma yolunda yürüyüş mânâsına geldiğine göre medih mi yapılıyor acaba?

        Batı âleminin Hz.Mevlânâ'ya teveccühüne gelince.. Hz.Mevlânâ çok yönlü bir değerdir. Şâirliğini, Tasavvûf görüşünü, adına  tarîkat kurulmuş olmasını.. inceleyen âlimler ve vefâtından sonraki yıllarda, hattâ yüzyıllarda günümüzdeki hâlini alan mevlevî âyînlerini merakla izlemeye gelen yığınlar mevcuttur.     Sayın profesörün yaklaşımı ise, ideolojik eğilimini ortaya koymaktadır.

     Son olarak, söz konusu KİTAP s.55'den: [ Yunan felsefesini İslâmîleştirdiğinden ve felsefeye düşkün olduğundan dolayı Fahr-i Râzi’ye de kızmaktadır. ( ….. ) ] Hz.Mevlânâ’ya bu konuda da ters düşen “akılcı” profesörümüze soralım: Kendileri, Yunan felsefesinin İslâmîleştirilmesinden mi yanadır?.. Fahreddîn Râzî(1149 – 1209), sağlığında ve vefâtından sonra  pek çok  âlim tarafından  ağır tenkidlere, hattâ hakàretlere mâruz kalmıştır. “Fahrettin Râzî” başlıklı eserden(Süleyman ULUDAĞ,Kültür Bakanlığı Yayınları/1274 Ankara 1991) bilgiler aktarıyorum: [ (Râzî ölüm döşeğinde  yazdırdığı vasiyetnamesinde, ölüm olayının son derecede gizli tutulmasını, bu hususun hiçbir kimseye haber verilmemesini, şeriat usulüne göre kefenlenip gömülmesini,Muzdahan Köyü yakınındaki Maşakıb dağına götürülüp na’şının burada toprağa verilmesini vasiyet etmişti. İbn Hallikan Râzî’nin akşam karanlığında bahsedilen yere gömüldüğünü söylerken İbnu’l-Kıftî hakikatte Râzî’nin evinde defnedildiğini, ama Muzduhan civarındaki dağa defnedilmiş süsü verildiğini kaydeder ve: “Çünkü kendisini mülhid sanan halkın cesedini kabirden çıkarıp parçalamalarından korkmuştu” diye ekler. sahîfa 10) , (Râzî’nin vasiyetnamesi  … bütün öğrencilerime ve üzerinde hakkım bulunan herkese emrediyorum ki öldüğüm zaman ölümümü son derece gizli tutsunlar, bunu hiç kimseye söylemesinler. Beni kefenleyip şeriatın şartına göre gömsünler. Muzdahan Köyü’nün civarındaki Mesakib dağına götürüp burada toprağa versinler. … sahîfa 150) ] Bunları nakledişimin sebebi aslà merhûm F.Râzî’yi tezyîf olmayıp;    kendisi aleyhinde sâdece Hz. Mevlânâ varmış gibi bir imaj yaratılmasındaki haksızlığı ve kasdı belirtmektir.     [ NOTUM: Dağın adı, 2 ayrı şekilde verilmiştir. ] 

Fahreddîn Râzî konusunu açıklığa kavuşturmak için, aynı eserden şu alıntıları da yapıyorum: [ Felsefî Kelâmın kurucusu ve filozof kelâmcıların önderi sayılan Râzî’nin..  ÖNSÖZ’den ].   Söz konusu filozof, Aristo'dur (s.71, 73). Gazâlî(1058-1111); "… felsefenin okunmasını ve reddedilmesini kelâmcının görevi, kelâm ilminin konusu haline getirmişti.(s.71)" ; "Râzî,  bir yandan felsefeyi ve filozofları tenkit ederken öbür yandan onlara sahip çıkarak anlaşılmalarını kolaylaştırmaya çalıştı.(s.73)" ; "Râzî … Şâfiî fıkhına bağlı kalmış, bu yüzden Hanefî fıkhını, hatta Ebû Hanife'yi  zaman zaman tenkit etmekten geri kalmamıştır.(s.3)" ; "İrade hürriyetine karşı çıkan Râzî katı bir cebir anlayışını savunur.(s.88)" ; "Râzî Herat'a geldiğinde herkes kendisini ziyaret ettiği halde bir aziz (sûfî), zaviyesinde oturur ve onu ziyaret etmez. … Aziz sorar: 'Bütün bilgilerin aslı Allah hakkındaki marifettir. Sen Allah'ı nasıl ve hangi yoldan buldun?' Râzî: 'yüz delille bu konuda tam ve kesin bilgiye ulaştım' der. Aziz ona der ki: 'Delil şüpheyi ortadan kaldırmak içindir. Hak Tealâ benim kalbime bir nur koymuştur ki o sayede kalbime hiç şüphe girmez. Bu yüzden de delile hiç ihtiyacım olmaz.' Bu söz Râzî'yi öyle etkiler ki hemen orada azizin elini öpüp tevbe eder, halvete girer.(s.100,101)"     Râzî, sağlığında ve ölümünden sonraki yüzyıllarda bütün âlimler tarafından tanınmış bir alim idi "Mevlânâ da bir beytinde Râzî'nin yaygın şöhretine işâret etmiştir. -Mevlânâ, Mesnevî, trc. İstanbul 1974, V. 337, Beyit: 4144- (s.32)"  ;  "Mutasavvıflar ve tarikat ehli, eserlerinde aklî ve ilmî esaslara, felsefeye ve kelâma geniş yer veren, tasavvufu kendileri gibi kayıtsız ve şartsız kabul etmeyen Râzî'yi bu tutumundan dolayı bazan hafif, bazan şiddetli bir biçimde tenkit etmişler, bu konudaki görüşlerini çeşitli rivayet ve menkıbeler halinde ortaya koymuşlardır. Bunlardan bazılarını aşağıya alıyoruz:       Rivayete göre Mevlânâ Celâleddin'in babası Sultanülulema Bahaeddin Veled Belh'de iken Harizmşah'ın ve Râzî'nin de hazır bulundukları bir mecliste vaaz etmiş ve Râzî'yi ima ederek: 'Allah katından gelen kitapları arkalarına atıp Yunan filozoflarının sözlerini rehber edinenler nasıl kurtulabilir' demişti. Bu sözle kendisinin kastedildiğini derhal farkeden Râzî, Sultanülulema ve çevresinde toplanan çok sayıdaki müritlerinin saltanat için ciddî bir tehlike teşkil ettiği hususunda Harizmşah'ı ikna ederek bunların ülke haricine sürülmelerini sağlamıştı. -Eflâkî, Âriflerin menkıbeleri 'trc. T.Yazıcı' İstanbul 1973, I,III-113; Sultan Veled, Maarif, I,54;II,89- Bu türlü rivayet ve menkıbeler Râzî'yi tasavvuf düşmanı göstermekle kalmaz. Bazan onun Hz.Peygamber'i küçük gören ve kendisinin de onun kadar yetkili olduğunu ifade eden rivayetler de nakledilir. Şems-i Tebrizî bir gün Mevlânâ'nın da hazır bulunduğu bir mecliste Râzî'nin: 'Muhammed-i Tâzî öyle diyorsa Muhammed-i Râzî de böyle diyor' deyip Hz. Peygamber'e meydan okuduğunu söylemiş, sonra da böyle diyen Râzî'nin mürted ve kâfir olup olmayacağını etrafındakilere sormuştu. -Eflâkî, aynı eser, II. 121- Râzî aleyhtarlığı Hz. Mevlânâ'da devam eder. Mevlânâ fırsat buldukça Râzî'ye hücum eder ve onu tenkit etmeyi görev bilir.Aklı rehber edinen Râzî'nin ilahiyat konusunda gerçeği bilmediğini ve dinî sırlara vakıf olmadığını, Fahred'din (Dinin Medar-ı İftiharı) ünvanını haksız olarak aldığını iddia eder. -Mevlânâ Celâleddin, Mesnevi (trc. V. İzbudak) İstanbul, 1942, I, 132, V. 337- "      "Bir kere,  Râzî'nin Hz.Mevlânâ ve babasını Belh'den sürdürdüğü rivayeti doğru değildir.    Hamdullah Mustevfî, Sultanülulema'nın 618/1221'de Belh'den ayrıldığını yazar. Halbuki Râzî bundan on iki sene evvel 606/1209'da vefat etmişti. (s.103)" ;  "Râzî, başta tefsir olmak üzere tasavvufî düşüncelere yer verdiği eserlerinde Farabî ve İbn Sînâ gibi filozofların tasavvufî görüşlerinden, bunlar vasıtasıyla yeni Eflatuncu fikirlerden geniş ölçüde faydalanır. … Filozof neoplatoncuların ve mutasavvıf neoplatoncuların yanında Râzî kelâmcı bir neoplatoncu olarak görülebilir (s.108)". “ dünyanın dönmediğini bir sürü aklî ve naklî delille ispatlamaya çalışır. Dünyanın öküzün ve balığın veya bir kayanın üzerinde olabileceğini söyler. (s.114)"  ;  "Râzî Tevrat ve İncil'den de alıntılar yapar. Papazlarla yaptığı tartışmaları eserine alır -Tefsir, VIII, 23- (s.119) … Dabbetu'l-Arz ile ilgili rivayetleri hurafe sayar. (s.120)"   ;   "Hz.İsa'nın babasız olarak dünyaya geldiğini ispatlamak için bazı canlıların tohumsuz, annesiz ve babasız yaratıldığını söyleyerek farenin çamurdan, yılanın kıldan ve akrebin bazvecten yaratıldığını iddia eder. -Tefsir, VIII, 51- "  ;  "Dirayet ve akılcı tefsir yolunu açan Râzî'yi bu yolda Kâzi Beyzâvî ve Ebu's-Suud gibi tefsir âlimleri izledi. (s.117)"  Bütün bu alıntılardan sonra Hocaya soralım: Fahreddin Râzî'nin, sevenleri kadar muârızları olduğu bir gerçek iken, bu husûsu belirtmeden Hz.Mevlânâ'ya yüklenmek ilmî midir?..

                                                                                                                                            Prof.Dr.K.D.(tlf.la): Tasavvûfda otohipnoz vardır.  Beyin'in

amigdal bölümünün uyarılması ile ya hastalık meydana gelir veya ilâhî, mistik yaratıcılık(sanat) ortaya çıkar ve velî, peygamber, ermiş de bu sınıfa girer. MİLLİYET, Moon tarikati toplantısına katıldığımı yazdı, tekzip gönderdim, yayınlamadılar. Ben peygambere ve vahiy'e inanıyorum.

      2)

          A-

            VATAN 29 Kasım 2005 Salı   Sahîfa 5'den:

Manşet: Mevlana, Nasreddin Hoca'yı öldürttü lafı Konya'yı ayağa kaldırdı. Manşet altında: "Mevlana, eşcinsel dediği Nasreddin Hoca'yı öldürttü" diyen Prof. Dr. Mikail Bayram hakkında üniversitede soruşturma başlatıldı. Yerel gazeteler de manşetlerine taşıyıp yerden yere vurdukları Bayram'ı 'istenmeyen adam' ilan etti. Yazı metninden: Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla Ahi Evren – Mevlana Mücadelesi adlı kitabında, Mevlana'nın Nasreddin Hoca'ya eşcinsel diyerek öldürttüğünü öne süren Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikail Bayram hakkında inceleme başlatıldı. Haftalık dergisi tarafından kamuoyuna aktarılan iddiayla ilgili soruşturma emrlni veren Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okutan "Bayram'ın açıklamaları bizi bağlamaz" diyerek şöyle konuştu:   "NE DEDİĞİNİ BİLMİYOR"  "Üniversite olarak iddialara katılmamız mümkün değil.          Bu öğretim görevlisi daha önce de Mevlana hakkında gerçeği yansıtmayan ithamlarda bulunmuştu.  Bu adam ne söylediğini bilmiyor. Gündeme gelmek için mi bu tür açıklamalar yapıyor anlamadım. Yaşı da 66 ve birkaç ay sonra emekli olacak. Üniversite bünyesinde komisyon oluşturup kitabı ve açıklamaları inceleyip gerekli işlemi yapacağız."       'BAYRAM'LIK SÖZLER     Bayram'ın iddiaları, Konya'da yerel basının da büyük tepkisiyle karşılaştı. Yeni Meram Gazetesi (…..).    Yeni Konya Gazetesi (……)

 

Hakimiyet Gazetesi (…….).   Konya Postası Gazetesi (…….).

ORTAÇAĞ UZMANI PROF.DR.MİKAİL BAYAM NE DEMİŞTİ?

….. Mevlana, Nasreddin Hoca'yı cinsi sapık ve ahlaki çöküntü içinde biri olarak göstermeye çalıştı. …..            1261'de Ahilerin başındaki Nasreddin Hoca, Türkmenler'le Moğol yanlısı Selçuklu yönetimine isyan hareketi başlattı. Selçuklular isyanı bastırmak için Moğol asıllı ve Mevlana'nın müridi Cacaoğlu Nureddin'i görevlendirdiler. İsyan bastırıldı. Ölenlerin arasında 93 yaşındaki Hoca da vardı. Mevlana'- nın bu ölüm sonrası bile öfkesi dinmedi. Hoca'nın ölümü üzerine 45 beyitlik bir manzume yazdı.

      B-

         "Haftalık" isimli, 25 Kasım 2005 tarih ve 138 sayılı dergiden:

     [ ……. Prof.Dr.Mikail Bayram'ın "Sosyal ve Siyasi Boyutlarıyla  Ahi Evran – Mevlana mücadelesi" adlı kitabı bugüne kadar bildiğimiz birçok şeyi şüpheye düşürecek iddiaları içeriyor. ……. Ahi Evren Hace(Hâce) Nâsırüddin  yani  halk  arasında  bilinen  adıyla  "Nasreddin Hoca..

….. .. Nasreddin Hoca 1171 yılında bugün İran Azerbaycan'ı sınırları içinde kalan Hoy şehrinde doğdu. Türkmen olduğu sanılıyor. … 1204 yılında Bağdat'ı ziyaret eden Selçuklu heyetiyle beraber Anadolu'ya gelen bilgin grubu arasındadır.İlk başta Kayseri'ye yerleşerek burada "debbağ" yani bugünkü adıyla bir deri atölyesi kurar. Ancak 1227 ve 1228 yılları arasında Sultan Alaaddin Keykubat'ın isteği üzerine Kon- ya'ya yerleşir. Burada bir çeşit meslek örgütü olan Ahi teşkilatını kuran Nasreddin Hoca, bu olayla Ahi Evren olarak da anılacaktır.  ….. Nasreddin Hoca, Türkmen yanlısıyken, Mevlana merkezin yani İran sempatizasyonu Selçuklu Çevrelerinin yanındadır. ….. 1243 yılı Anadolu tarihi için bir dönüm noktası olur. Moğollar, 80 bin kişilik Selçuklu ordusunu bozguna uğratır. ….. Nasreddin Hoca bu dönemde Türkmenlerin yanında yer alarak Moğol işgaline ve onun bağlaşığı durumuna düşen Selçuklulara karşı muhalefetini sürdürür. Hatta eşi Fatma Bacı, Moğollarca esir edilir. Kendisi de Selçuklularca tutuklanır. Beş sene tutuklu kalan Nasreddin Hoca, çıkan af ile serbest kalınca önce Denizli'ye, oradan da Kırşehir'e göç eder. ……. Bayram, Mevlana'nın Mesnevi'sindeki onlarca hikayede ve onlarca şiirinde "Hace", "Cuha", "Debbağ (derici)", "Muhannes (eşcinsel)", "Mar (yılan)" "Ejder" gibi aşağılayıcı sözlerle Nasreddin Hoca'yı hedef aldığını söylüyor. ……. ..Mevlana'nın oğlu Alaaddin Çelebi babasının yakın dostu Şems'i öldürdüğü iddia edilince Konya'dan Kırşehir'e kaçıyor ve babasının baş düşmanı Nasreddin Hoca'ya sığınıyor. 1261 yılında, başlarında Nasreddin Hoca'nın bulunduğu Ahiler ve  Türkmenler, Moğol yanlısı Selçuklu yönetimine karşı bir isyan başlatır. İsyanı bastırmak için ise yönetimce Moğol asıllı ve Mevlana'nın müridi olan Cacaoğlu Nureddin görevlendirilir. Oğlunu kaybedeceğini gören Mevlana, "Ey can gurbet illerde daha ne kadar duracaksın, dön gel artık. Daha ne kadar perişanlık çekeceksin?" gibi dokunaklı gazeller gönderir. Ancak oğlu dönmez. Sonuçta isyan bastırılır. Ölenler arasında 93 yaşındaki Nasreddin Hoca'yla Mevlana'nın oğlu da vardır. Bu ölüme karşın Mevlana'nın öfkesi sönmez. Emir Nureddin Caca tarafından cenazesi Konya'ya getirilen oğlunun cenaze namazını kılmaz. ]

                              

      Bu konuya açıklık getirmek üzere bir hâtıramı nakılle sözüme başlıyorum:

 

      Merhûm Necip Fazıl KISAKÜREK'in Cağaloğlu'nda yaptığı bir sohbet toplantısına katılmıştım. Ön sıradaki bir genç; "Şerîat, Tarîkat, Hakıykat"i anlatır mısınız?" deyince, Kısakürek, genci yanına çağırarak ceketinin yakasına yapıştı ve "Bu kimindir?" sorusuna, "Benim!" cevâbı karşısında da: "O senindir, bu benim!.. İşte şerîat budur!" dedi ve her iki ceketi göstererek sözlerini şöyle yürüttü: "O senindir, bu da senin!.. İşte tarîkat budur!..  Gerçekte ne o senindir, ne de bu benim; Mâlikü'l-mülk olan Allàh'ındır!.. İşte hakıykat de budur!.." Ben de, bu açıklamayı, 27 Nisan 1975 günü, bir kıt'a ile tesbît etmiştim:

                "O senin!" der, "bu benim!"  ehl-i şerîat, haklı..

                "O senin!" der, "bu senin!"  ehl-i tarîkat, haklı..

                Mâlikü'l-mülk olan Allàh'ı hatırlar dâim;

                "Ne senin!" der, "ne benim!"..  ehl-i hakıykat haklı!..

                Feilâtün(Fâilâtün) feilâtün feilâtün feilün(fa'lün)

        Bir binâ düşününüz: Temeli ve giriş katı, Şerîat'ı temsîl eder.. Üzerindeki katlar ise sırasıyla Tarıykat ve Hakıykat'tır!.. Temeli ve giriş katını kaldırırsanız binâ çöker; fakat, Belediye, üstteki katları (inşâât ruhsatı yok!) diye yıksa bile, sağlam temel üzerindeki zemîn katta, hayâtınızdan emîn yaşayabilirsiniz!..

(Visited 21 times, 1 visits today)

İlgiliMakaleler:

  • İlgili Makale bulunamadı!..


RSS 2.0 ile yeni eklenen yorumları takip edebilirsiniz. Both comments and pings are currently closed.

Comments are closed.